Yanlış Yer, Yanlış İnsan
Yazar: Almina

Bölüm görselleri

Kurtaramadığın her hayat, içinde yaşamaya devam ederdi. Sessizce, kimseye görünmeden, kimseye anlatılmadan. Sadece bir köşeye çekilirdi. Her nefeste biraz daha ağırlaşır, her hatırlayışta yeniden can bulurdu. Zaman geçerdi ama o an geçmezdi. Kurtaramadığın her hayat, içinde yaşamaya devam ederdi. Ve insan, kimse görmezken içinde taşıdığı o ağırlıkla yavaş yavaş ezilirdi. Telefon çalmaya devam ediyordu. O kesik titreşim odadaki gerilimi artırırken Çakır adamın yüzüne eğildi. "Tek bir yanlışında, kurşunu beynine yersin." Sesi soğuk ve keskindi. Adamın rengi atarken telefonu çıkarıp teknik ekibe haber uçurdum. Onay gelir gelmez eğilip fısıldadım. "Konuşmayı uzat. Ne kadar uzarsa o kadar iyi." Gözlerimi kısıp ekledim. "Sakın bir oyun yapayım deme." Adam başıyla onayladığında Çakır telefonu açıp hoparlöre verdi. Hattın öbür ucunda kısa bir sessizlik asılı kaldı, ardından tok bir erkek sesi duyuldu. "Sulamayı unutma." Kısa ve net iki kelime. O sesle kabaran öfkemi bastırırken gözlerim adama kilitlendi. Bakışlarımda tek bir soru saklıydı. O mu? Başını tereddütsüzce aşağı yukarı oynattı. Demek oydu . Göğsümün içinde günlerdir düğüm düğüm duran şeyin ilk kez gevşediğini hissettim. "Unutmam." Çakır adamın omzuna bastırıp dudaklarını, "Uzat," dercesine oynattı. O sırada telefonun diğer ucundan ses yükseldi. "Bir sorun mu var?" Adamın dudakları titrerken Çakır'ın eli ensesine kaydı. Yutkunup, "Toprak çok kuru Sarp," diye mırıldandığında gözüm seğirdi. "Bu sefer biraz oyalanmam gerekecek." Sarp adını duyar duymaz Çakır'la göz göze geldiğimizde ikimizin içinde aynı sessiz zafer kabardı. Avın gerçek kokusu nihayet burnuma dolmuştu. Adam çileklerden, topraktan, seranın hâlinden söz ederek lafı uzatırken telefonuma bir mesaj geldi, konum tespit edilmişti. Gözlerimle konuşmayı kesmesini emrettiğinde, "İçin rahat olsun," dedi aynı sakinlikle. "Gece çöktüğünde gidip sularım." "Tamam. Ararım yine." Hat kapandığında gelen konumu açıp Çakır'ın kulağına fısıldadım. "Varış noktası şehrin 40 km uzağında, sanayi yolunun bittiği yerde. Şarap bağlarının ve eski taş evlerin çok uzağında görünüyor. Haritanın neredeyse kör kaldığı bir bölgede." "Bulduk ya," dedi Çakır balkona çıkarken. Çok geçmeden elinde sağlam bir çamaşır ipiyle döndü. "Buna da şükür." Adamı sandalyeye doğru itip kollarını arkasından bağladı. "Sabaha kadar nefes al ve sadece dua et." Ayaklarını sandalyeye sabitlerken eğildi. "Ve sakın aklına bir kahramanlık getirme." Böyle olmazdı bu görevde bir hataya daha yer yoktu. Bu yüzden başka bir odaya geçip Şahin'i aradım. "Sana atacağım konuma en yakın iki adam yolla." "Emredersiniz komutanım. Konum Siena'da mı?" "Evet, şehrin göbeğinde eski bir apartman dairesi." "Anlaşıldı komutanım." Sarp'ın konumu Roma'ya yaklaşık yüz elli kilometre mesafedeydi. Hiç vakit kaybetmeden kararımı verdim ve "Birazdan bir konum daha göndereceğim," dedim. "Kuzgun, Çakal ve Karaca'yı al. Bir saat içinde orada ol." "Yoksa Kızılötesi'nin yerini mi tespit ettiniz?" Heyecanı sesinden taşarken Çakal'ın kendine has haylaz sesi araya girdi. "Komutanım, bulduk mu yoksa?" "Kısmen." "Nasıl yani?" "Onun değil ama Sarp Demir'in yerini tespit ettik." "Tüh ya," diye söylendi. "Beklenti fıstık gibi Kızılötesi..." Güldü. "Payımıza düşen Sarp öküzü." Kelimeler kulaklarımda uğuldarken kilitlenen çenemi güçlükle gevşettim. "Asabımı bozma Çakır!" "Bozmam komutanım." "Hazırlığınızı yapın, hemen yola çıkıyorsunuz." "Emredersiniz." "Bu işte hata istemiyorum. Tek bir hata bile." "Hata yok komutanım." Sabır dileyip telefonu kapattım ve iki konumu da ilettim. Vaşak ile Börü'yü özellikle Derin'in yanında bırakmıştım. Aralarındaki güç gerilimi göz ardı edilecek gibi değildi. Sahaya yansıtmayacaklarını bilsem de bu riski almaya niyetim yoktu. ... Sanayi yolunun sonuna vardığımızda hava bütünüyle değişmişti. Siena'nın taş evlerle, bağlarla, ağır akşam ışığıyla örülü yüzü çoktan arkamızda kalmış; yerini pas kokan, ıssız bir boşluk almıştı. Yolun iki yanı yarım kalmış beton yapılar, devrilmiş tel…