KIZILÖTESİ (+18)

Birinin Oyunu, Diğerinin Sonu

Yazar:

KIZILÖTESİ (+18) - Almina kitap kapağı
KIZILÖTESİ (+18) kitap kapağı

Bölüm görselleri

KIZILÖTESİ (+18) - Birinin Oyunu, Diğerinin Sonu bölüm görseli 1
KIZILÖTESİ (+18) - Birinin Oyunu, Diğerinin Sonu bölüm görseli 1

Avın en büyük yanılgısı kaçtığını sanmasıydı. Oysa kaderi, çoktan yazılmıştı. Kalabalığın uğultusu kulaklarımda bir deniz gibi kabarıyordu. Gülüşmeler, kadeh sesleri, şarkılar, hepsi birbirine karışmıştı ama ben hiçbirini duyamıyordum. Gözlerim sadece birbirinin neredeyse aynısı olan kızıl saçların arasında dolaşıyordu. "Yaman?" dedi Çakır nefes nefese. "Bu işte bir bokluk var." Hangi işte yoktu ki? Sabrımın sonuna yaklaşırken bir kadının omzunu sertçe asıldığımda kontrol altık bende değildi. Dokunduğum hiçbir bedende o yoktu. Her biri aynı saç rengine sahipti, aynı şarap rengi elbiseden giymişti ama hiçbiri o değildi. "Oyunu güzel kurmuşlar." "O zaman," dedim dişlerimi sıkarak. "Onlar oynamak istiyorsa biz de oynatırız." Gözüm avlunun ortasındaki büyük ahşap panoya takıldı. Sarı ışığın altında harflerin bir kısmı silinmişti ama yazı hâlâ seçilebiliyordu. Kalın harflerle Festa Del Vino Ross (Kızıl Şarap Festivali) yazıyordu. Altındaki küçük açıklamayı okudum. "Notte delle muse rosse (Kızıl İlham Perileri Gecesi.)" Sözde bir festivalin ortasına düşmüştük. Çakır, "Şuna bak," dediğinde bakışlarım aşağı kaydı. Panonun kenarına bezden yapılmış küçük bir kadın figürü iliştirilmişti. Saçları kızıl yünden yapılmış, yakasına ise küçük bir üzüm salkımı broşu tutturulmuştu. "Yakalara bak." Kalabalığa yeniden baktığımda bakışlarım avlunun bir köşesinde, ahşap tezgâhla çevrili küçük bir şarap barına kaydı. Tahta rafın arkasında aceleyle şarap bardaklarını dolduran kadının yakasında üzüm salkımından oluşan bir broş vardı. Aynı broştan diğer kadınlarda da vardı ama sadece onunki altındandı. Bir süre ne yapacağımı düşündüm fakat bu durum pekte uzun sürmedi. Tutamadım kendimi, bara yürüdüğüm gibi kadının başını kaldırmasına fırsat vermeden yakasına yapıştım. Kendime doğru çekip, "Buranın sahibi kim?" diye sorduğumda gözleri büyüdü. Ellerimden kurtulmaya çalışırken tezgâhtaki kadehler yere devrildi. "Sakin ol Yaman," dedi Çakır. Olamadım. Cam kırıkları taş zemine saçılırken, "Silahı başına daya," dedim. Çakır silahını çıkarıp kadının başına dayadığında festivalin gürültüsü artmaya başladı. İnsanların bir kısmı koşuştururken parmaklarımı nefes alıp konuşabileceği kadar gevşettim. "Be, ben..." dedi güçlükle. "Ben sadece işletmeciyim." "Dışarıdaki bahçelerin sahiplerini tanıyor musun?" Başını yukarı aşağı sallamaya çalıştığında elimi yavaşça çektim. "Ço, çoğunu tanıyorum." "Siena Rossi'nin bahçesi hangisi?" "Burada, öyle birinin bahçesi yok." Boğazına yeniden yapıştım. "Bizi, hemen o bahçeye götürüyorsun." Elime asılıp parmaklarımı gevşetti Çakır. "Bırak, konuşsun." "Konuş." "Öyle birini tanımıyorum. Bana inanmıyorsanız bahçeleri kimlerin kiraladığını gösteren dosyalar var, onlara bakın." "Nerede?" Eliyle arkamızda kalan bir kapıyı gösterdiğinde salon yarı yarıya boşalmıştı. Kalan ayyaşların da ne kadın umurundaydı ne de Çakır'ın elindeki silah. "Göster." Çakır, namluyu başından çekip sırtına dayadığı da ükadın bizi bulunduğumuz yapının içinde küçük taş bir odaya götürdü. İçerisi serin ve loştu. Raflar boyunca dizilmiş dosyalar, eski klasörler, tozlu şarap kasa ve fıçıları vardı. Dolaplardan birini açıp buruşuk bir dosya çıkardı. Sırt kısmında tek bir harf vardı, büyük harfle yazılmış R harfi. "Ver şunu." Dosyayı kaptığım gibi A4 kâğıtlarını hızla çevirmeye başladım. Soyadlarına göre sıralanmıştı. Gözlerim satırların üzerinde dolaşırken tek bir ismi arıyordum, Rossi. Bulamadım. "Rossi soyadında biri yok," dedim dişlerimin arasından. "Sen ne durumdasın?" "Siena adında kimse yok," dedi Çakır dosyaya bakarak. "Şu Luna denen kız bize yanlış adres vermiş olabilir mi?" Elimdeki dosyayı gelişigüzel dolaba fırlattım, yerine A harfinin yazılı olduğu klasörü çektim, Çakır da yan raftan B 'yi aldı. "Anlayacağız." İçimden bir ses bu yerden eli boş çıkmayacaksınız diye fısıldıyor ancak sayfalar bunun aksini haykırıyordu. "Yok." Dosyayı kapatıp kenara attım. Oyalanmadan ben C'yi alırken Çakır D'yi çekti. "Umarım samanlıkta iğne aramıyoruzdur." İma dolu cümlesi…

Bölümün tamamını WritePad'de oku