İçimizdeki Düşman
Yazar: Almina

Bölüm görselleri

Düşman yaşatır, şüphe ise öldürürdü. "Pamir." Yağmurla birleşip kafamın içine saplanan o ses, bana kim olduğumu değil, kimliğimi hatırlatmıştı. "Hadi, gitmek zorundayız." Börü'nün eli omzumda, dizlerim hâlâ kaygan zeminde dururken gözlerimi açtım. Kollarımda bir ağırlık vardı. Bir çocuk, hem de ne haldeydi. Başından geriye anlamlı bir bütün kalmamıştı. Sanki kanı, Roma'nın sokaklarını yıkamıştı. "Önce Hasan," dedim tek bir kelimeyle birden fazla mezarı yoklar gibi. "Şimdi de bu çocuk." Göğsümde taşıdığım, bir bedenden ziyade kurtaramadığım bir candı. Kollarım bu yükü ikinci kez taşıyordu. Börü başını eğerek, "Şoför de yaşamıyor," dedi. Bir zaman tanıdı sindirmem için, sonra sesini sertleştirdi. "Kalk artık Yüzbaşı. Şimdi kalkmazsan, bu kanlar son bulmaz." Beklediği tepki gelmeyince kolumdan çekti. "Kalkmak zorundasın." Benimle birlikte sokağın nabzı da değişirken üzerimdeki cansız bedeni yere bırakıp silahımı belime yerleştirdim. Bu olaydan bizi sıkıştıramazlardı fakat bu hâlde yakalanırsak silahlarımıza el koyarlardı. "İfade için gelecekler," dedim doğrulduğum gibi koşmaya başlarken. "Neden kaçtığını sorarlarsa ikinci saldırı ihtimali vardı dersin. Başka açıklama yapmak yok." Ana caddeye çıktığımda Börü hemen yanımdaydı. "Muhtemelen pasaportlarımıza şerh koyup yurtdışı yasağı çıkartacaklar." "En fazla on gün," dedim sesimi yükseltirken. "Uzatırlarsa sorun çıkaracağını bilirler." Hem soluklanmak hem de yağan yağmuru bir fırsata çevirip tenimin açık yerlerindeki kanı temizlemek için duraksadığımda benimle birlikte durdu. "Planın ne?" "Sen eve, ben de otele." Börü'ye neler söyleyeceğini baştan sona kadar anlattıktan sonra, "Bugün evden çıkma. Dikkatleri üzerine çekme," diye ekledim. Son sözlerimle beraber uzaktan siren sesleri yükseldiğinden yeniden koşmaya başladık. "Çakal'a da mukayyet olun." Yüz metre sonra önümüze bir taksi durağı çıktı. Taksilerden birine geçerken diğerine Börü yöneldi. "Onu Vaşak'ın kenafir gözleriyle, çatal diline havale etsem yeter." "Sen ne yapacağını bilirsin." Eyvallah dercesine başını hafif eğip taksiye bindi. Börü doğru kişiydi, time hakkıyla mukayyet olacağına hiç şüphem yoktu. Yaklaşık bir saat sonra oteldeydim. Burada iki adamım vardı. Biri girişi kollarken, diğerinin gözü her daim Derin'in üzerindeydi. Lobideki adamla kısa bir göz teması kurduğumda telefon elindeydi. Yukarıyı işaret ettiğinde beklemeden odaya çıktım. Asansörden iner inmez, "Maşallah," dedim . "İtalyan polisleri sandığımdan hızlı çıktı." Kapının önünde dört polis duruyordu. Tedirgin gözlerle onlara bakan Derin, "Yaman!" diyerek bana doğru koştuğunda polislerden biri onu engelledi. "Kadına dokunma." Sesimdeki netlik, Derin'den bir adım uzaklaşmasına sebep olurken karşısına geçtim. Ne amaçla geldiğimi bilmedikleri açıktı, ancak sıradan biri olmadığımı da hissediyorlardı. "İyi misin?" diye sordum Derin'e. "Ben iyiyim." Neredeyse ağlamak üzereydi. "Asıl sen iyi misin onu söyle? Polisler neden seni arıyor?" Mavi gözleri baştan aşağı her yerimi süzdüğünde sesi titriyordu. "Kan mı onlar?" "Derin," dedim sakince. "Sakin ol, ben iyiyim. Sadece küçük bir saldırı yaşandı." "Merkeze gidiyoruz," dedi biri koluma dokunarak. "Bir dakika," deyip Derin'e döndüm. "Sırt çantamda küçük bir defter var, orada Vaşak'ın numarasını bul ve ara. Bu gece onda kalacağını söyle." "Sen gelmeyecek misin?" "Börü'yle işimiz var, bittiğinde alırım seni." Gözlerini devirse de üstelemedi. "Peki sevgilim," derken kollarını uzatıp boynuma sarıldı. "Kendine dikkat et." Polislerin gözleri üzerimize sabitlendiğinde, düşünmeden Derin'in dudaklarına eğildim. Kısacık, yüzeysel bir temastı, sıradan iki turistten fazlası olmadığımızı anlatmak içindi. Fakat Derin, her zamanki gibi fırsatı kaçırmadı. Yanağımı kavrayıp öpüşü derinleştirdi. "Bari bu sefer abartma," dedim onu kendimden yavaşça ayırırken. "Bize bakıyorlar." Hafifçe gülümsediğinde, "Bence oldukça ikna ediciydim," demişti. Fazlasıyla demedim sadece, "Dediğimi yap," diyerek bir polisin koluma girmesine müsaade ettim.…