Kızıl Ay °Dokuz kuyruklu Tilki°
Kanlı Ayın Kızı
Yazar: Umay Kara

Kim Ara sabah alarm çalmadan birkaç dakika önce gözlerini açtı. Odanın içi henüz karanlıktı. Tavanın köşesindeki çatlakları ezbere biliyordu; çünkü çoğu gece uyumadan önce uzun süre onları izlerdi. Yatağından doğrulurken boynundaki ağrıyı hissetti. Dün markette on iki saat ayakta kalmıştı ve bugün de farklı olmayacaktı. Yorganı kenara bırakıp ayağa kalktı. Küçük odasında bir gardırop, eski bir çalışma masası ve tek kişilik yataktan başka neredeyse hiçbir şey yoktu. Oda aslında evin depo odasıydı. Teyzesi yıllar önce "Geçici olarak burada kalırsın." demişti. Aradan sekiz yıl geçmişti ama Kim Ara hâlâ aynı odadaydı. Mutfaktan gelen sesler ev halkının çoktan uyandığını gösteriyordu. Ara saçlarını aceleyle topladıktan sonra dışarı çıktı. Masaya oturduğunda teyzesi ona kısa bir bakış attı ve yeniden kızına döndü. "Minji, bugün okuldan sonra arkadaşlarınla buluşacaktın değil mi?" "Evet anne." "Taksiyle git. Hava soğuk." Ara sessizce önündeki pirinç lapasını karıştırdı. Masadaki konuşmaya dahil edilmemişti. Bu durum yeni değildi. Teyzesi ona hiçbir zaman kötü davranan biri olduğunu kabul etmezdi. Fakat sevgisini kime verdiği de ortadaydı. Minji yeni aldığı telefonu annesine gösterirken Ara çantasını hazırladı. Birkaç dakika sonra ayağa kalktı. "Ben çıkıyorum." Teyzesi başını bile kaldırmadı. "Bu ay elektrik faturası arttı. Maaşını alınca katkı payını unutma." Ara sadece "Tamam." diyebildi. Evden çıktığında sabah ayazı yüzüne vurdu. Otobüs durağına doğru yürürken ellerini montunun cebine soktu. Şehir yeni uyanıyordu. Kafeler açılıyor, öğrenciler okullarına yetişmeye çalışıyor, insanlar yeni bir güne başlıyordu. Kim Ara ise her sabah aynı şeyi düşünüyordu: Acaba hayatı ne zaman değişecekti? Ama sonra kendi kendine gülüyordu. Çünkü değişen tek şey genellikle marketteki indirim afişleri oluyordu. Marketin otomatik kapıları açıldığında saat henüz sekize gelmemişti. Müdür Bay Choi her zamanki gibi içerideydi. Ara onu görünce hafifçe eğildi. "Günaydın." Bay Choi bilgisayardan gözlerini ayırmadan cevap verdi. "Kasadaki bozuk para kutusunu kontrol et. Dün eksik çıkmış." Ara daha yeni içeri girmişti ama itiraz etmedi. Üniformasını giyip kasanın başına geçti. Birkaç dakika sonra ilk müşteriler gelmeye başladı. Saatler yavaş ilerliyordu. Yaşlı bir adam ekmek aldı. Bir anne çocuğuyla birlikte alışveriş yaptı. Liseli öğrenciler hazır noodle ve içeceklerle kasaya geldiler. Ara bütün gün aynı gülümsemeyi yüzünde taşımaya çalışıyordu. Öğleden sonra market kalabalıklaştığında yaşlı bir kadın kasaya geldi. Kadın birkaç kutu ilaç ve temel ihtiyaç malzemeleri almıştı. Ancak ödeme yapacağı sırada yüzündeki ifade değişti. Çantasını birkaç kez karıştırdıktan sonra panik içinde etrafına bakmaya başladı. "Cüzdanım... Cüzdanımı bulamıyorum." Kadının sesi titriyordu. Ara bir süre onu izledi. Sonra kendi cüzdanını çıkardı ve ürünlerin ücretini sessizce ödedi. Yaşlı kadın şaşkınlıkla ona baktı. "Bunu neden yaptın?" Ara omuz silkti. "İlaçlarınızı alamazsanız daha kötü olur." Kadının gözleri doldu. Teşekkür etmek için elini tuttuğu anda Ara'nın başının içinde keskin bir ağrı belirdi. Bir anlığına market kayboldu. Yerine kızıl bir gökyüzü geldi. Rüzgâr uğulduyordu. Uzaktan bir adam ona bakıyordu. Kızıl saçlar... Kehribar gözler... Ve arkasında dalgalanan dokuz beyaz kuyruk... Ara irkilerek gözlerini açtı. Görüntü yalnızca birkaç saniye sürmüştü. Ama kalbi normalden çok daha hızlı atıyordu. O sırada dışarıda, bulutların arasından görünen ayın kenarında hafif kırmızı bir parıltı belirmişti. Kim Ara bunun sıradan bir gün olmadığını henüz bilmiyordu.