BÖLÜM YEDİ: YILDIZLI KİTAP
Yazar: bahar gökçe

Sabah uyandığımda ilk düşündüğüm şey eski okul değildi. Oğuz'du. Bu düşünce aklıma gelir gelmez tavana bakmayı bıraktım. İnsan bazı şeyleri ne kadar hızlı inkâr ederse, o şeyler o kadar belirginleşiyordu. Oğuz sadece eski okul için haber vermemi istemişti. Bunun başka bir anlamı yoktu. Zaten olmaması da gerekiyordu. Komodinin üzerindeki lacivert kitap, gece boyunca hiç kıpırdamamıştı. Fotoğraf hâlâ içindeydi. Babaannemin evlenmeden önceki soyadı da ilk sayfada, sanki yıllardır beni bekliyormuş gibi duruyordu. Şaziye Unutman. Kapım hafifçe tıklandı. "Uyanık mısın?" Begüm'ün sesi, düşüncelerimi tam zamanında böldü. "Gir." Kapıyı aralayıp içeri girdi. Saçlarını henüz toplamamıştı. Elinde diş fırçası, üstünde de geçen yazdan kalma, kenarları solmuş bir tişört vardı. "Bugün gidiyor muyuz?" "Nereye?" Begüm bana, gerçekten bunu sorduğuma inanamıyormuş gibi baktı. "Eski okula." "Gidiyoruz." "Güzel." Diş fırçasını havada salladı. "Oğuz'a haber verecek misin?" Yastığımı alıp ona doğru attım. Begüm son anda eğildi. Yastık kapının yanındaki duvara çarpıp yere düştü. "Bu soruyu soracağını biliyordum." "Cevabını da biliyorum zaten." "Ne biliyorsun?" "Vereceksin." Yastığı yerden alıp yatağa bıraktı. "Babaannemin fotoğrafına bakmaya gidiyoruz," dedim. "Oğuz da merak ettiğini söyledi." "Tabii." "Begüm." "Tamam, tamam. Sadece eski okul için." Kapıya yöneldi. Çıkmadan önce dönüp bana baktı. "Bu arada, sabah kahvaltıdan sonra annem kadınlar plajına gidecekmiş. Babam da komşulardan biriyle çarşıya inecekmiş. Tunahan'ın Zeus'la bahçede oyalanması an meselesi." "Bunları niye söylüyorsun?" "Çünkü kimse bizim nereye gittiğimizi merak etmeyecek." Sonra kapıyı kapatıp çıktı. Begüm bazen bir insanın ihtiyacı olan şeyin cesaret değil, kendinden daha cesur bir kardeş olduğunu düşündürüyordu. *** Kahvaltıdan sonra lacivert kitabı sırt çantama koydum. Fotoğrafı kitabın arasından çıkarmadım. Bir şey olur da yırtılır diye korkuyordum. Yıllardır saklanmış bir şeyi, daha ilk haftadan kaybetmek istemiyordum. Begüm hazır olduğunda birlikte site kapısından çıktık. "Oğuz'a nasıl haber vereceğiz?" diye sordu. "Nalbur açık olur." "Ya olmazsa?" "O zaman eski okula ikimiz gideriz." Begüm sırıttı. "Olur. Ama açık olacağına inanıyorum." Oğuz Yapı Market'in önüne vardığımızda Zift kapının gölgesinde yatıyordu. Bizi görünce kulaklarını kaldırdı ama yerinden kalkmadı. Dün gece Zeus'la birbirlerini tartan iki köpek, sanki şimdi aynı mahallede yaşamaya karar vermiş gibiydi. Oğuz içeride, raflardan birine kutu yerleştiriyordu. Bizi görünce başını kaldırdı. "Bu kadar erken geleceğinizi sanmıyordum." "Erken değil," dedi Begüm. "Saat on bir." Oğuz dükkânın duvarındaki saate baktı. "Benim için erken." "Eski okula gidiyoruz," dedim. "Dün haber ver demiştin." Oğuz'un yüzünde kısa bir gülümseme belirdi. "Demiştim." Elindeki kutuyu rafa koydu. Zift'e baktı. "On dakika." Begüm kollarını göğsünde birleştirdi. "Biz bekleriz." "Beklemeyin," dedi Oğuz. "Zaten geliyorum." İçeri girip dükkânın arka tarafında birkaç şeyle uğraştı. Zift ayağa kalkıp kapının önüne geçti. Oğuz döndüğünde yanında küçük bir su şişesi ve Zift'in tasması vardı. "Dükkân?" diye sordum. "Babam birazdan uğrar." Omuz silkti. "Bir saatliğine dünya yıkılmaz." Begüm bana çok kısa bir bakış attı. O bakışın ne anlama geldiğini biliyordum. Bir şey söylemedim. Eski okul, kasabanın merkezinden biraz uzaktaydı. Ana caddeden ayrılıp caminin arkasından geçen yola girdik. Yolun iki yanında yaz sıcağından rengi açılmış otlar vardı. Zift önde yürüyor, arada durup taşların kenarını kokluyordu. "Sen daha önce eski okula gittin mi?" diye sordum Oğuz'a. "Bir kere." "Ne için?" "Mahalle maçında topumuz kaçmıştı." Begüm güldü. "Büyük bir macera." "Topun dikenli tellere takılması maceradır." "Sonra?" "Sonra babam yeni top aldı." "Bu daha da kötü bir son." Oğuz bana baktı. "Senaryo yazıyorsun ya. İstersen dramatik bir son ekleyebilirsin." "Topu kurtaramadınız ve bütün kasaba yas tuttu." "Zift'i de başrole koy." Zift adını duyunca başını kaldır…