BÖLÜM BİR: KIYIYA VURAN YAZ
Yazar: bahar gökçe

Babaannem öldükten sonra ilk kez Kurşunlu'ya geliyorduk. Yazlık eşyaları her zamanki gibi arabanın bagajına doldurmuştuk. Annem öne, ben Zeus'la birlikte arka koltuğun cam kenarına geçmiştim. Begüm yanıma oturmuş, Tunahan ise çoktan "Daha kaç saat var?" diye söylenmeye başlamıştı. Babam kontağı çevirdiğinde evin önünde kısa bir sessizlik oldu. Kimse bunu söylemedi ama hepimiz aynı şeyi düşünüyorduk. Bu yolculuk, öncekilerin hiçbirine benzemeyecekti. Okul zaten istediğim gibi gitmiyordu. Üstüne babaannemin kaybı gelince kendimi uzun zamandır ilk kez gerçekten yorulmuş hissediyordum. Babam bu yazın bize iyi geleceğini söylüyordu. İnanmak istiyordum. Kitaplarda okuduğum, filmlerde izlediğim ölüm sahneleri beni hep derinden etkilerdi. Ama gerçek yas bambaşkaymış. Ağlamaya benzemiyormuş. İçinden bir parça kopuyor ve gidiyormuş. Bir daha da geri gelmiyormuş. Ben bunu hissettim. Zeus üzerimde uyurken cam kenarında yolculuk yapmayı çok seviyordum. Babam o sırada radyoda düzgün çeken bir kanal arıyordu ve Katy Perry'nin sesini orada duydum. Bir gençlik rüyasından bahsediyordu. Begüm'e baktım ki onun da gözleri çoktan beni bekliyordu. Gülümsedi ve şarkıya eşlik etmeye başladı. Ardından ben de şarkıya eşlik ettim. Zeus ve Tunahan biz şarkı söylerken ''Ne yapıyor bunlar?'' der gibi birbirlerine bakıyorlardı. Yer yer kasislerden geçerken aracın hoplamasıyla içimiz kıpır kıpır oluyor ve normalde aile aktivitelerini sevmeyen bana bile eğlenceli gelmişti. Arka camı açtığımda Zeus hemen kafasını dışarı çıkartıp kendini rüzgârın serinliğine bırakmıştı. Gülümsedim. Belki de artık babaannesiz hayata onun yıllarca yaşadığı evde devam etmenin hüznünü bir nebze de hafifletebilmek içindi bu hareketler. Denizin tuzlu yosun kokusu kendinden önce geldiği için yavaş yavaş Kurşunlu'ya yaklaştığımızı anlamıştım. ''Merak etme, her şey bizim için kolay olacak. İnanıyorum.'' diye düşüncelerimi okuyup cevaplamıştı Begüm. "Biliyorum. Kolay geçmese bile sen elinden geleni yapacaksın." dedim. ''Bugün ne yemek istersiniz bakalım?'' diye sordu annem. ''Ben et isterim.'' diye atladı Tunahan lafa ve devam etti; ''Zeus da istermiş anne.'' ''Hadi oradan uyanık.'' deyip gülmeye başlamıştı annem. ''Neredeyse geldik. Yalnız ilerideki sahil yolu kalabalık olabilir. Eski yoldan gideceğiz.'' dedi babam gözünü yoldan ayırmıyordu ki olası bir tehlikeye hazırlıklı olabilsin. Benim yasal olarak ehliyet alabilmek için daha bir sene beklemem gerekiyordu. Babamın varmamıza az kaldı sinyali vermesinden sonra içimde garip bir his oluşmuştu. Gözlerim yeniden camla buluştuğunda denizi arkamızda bırakıp dağ yoluna sapmıştık çoktan. Her geçtiğimiz ağaç, her geçtiğimiz ev Kurşunlu'ya daha da yaklaştığımızı temsil ediyordu. ''Ve... geldik.'' dedi babam sitenin dış kapısını elindeki otomatik tuşla açarken. Arabayla siteye giriş yaparken neredeyse tüm balkonlar doluydu. Eski komşularımız, birlikte büyüdüğümüz çocuklar. Ama üçüncü evin balkonunda el sallayarak bekleyen kimse yoktu. Begüm'le o an yeniden gözlerimiz buluşmuştu. İkimiz de orada babaannemin olması gerektiğini biliyorduk. Ama artık yoktu. Buna alışmamız lazımdı. Arabadan inerken en heyecanlımız Zeus koşarak sitede tur atmaya başlamıştı bile. Arkasından da Tunahan hızla ona yetişmeye çalışıyordu. Kendi aralarında bir dil geliştirmişler ve o şekilde anlaşıyor gibiydiler. Onları izlerken Begüm'le yıllardır kurduğumuz sessiz anlaşmaları düşündüm. Herkes arabadan inmişti ama ben hala cesaret edememiştim. ''Kapını açmamızı mı bekliyorsun bakalım?'' dedi Begüm alaycı bir şekilde ve kapıyı açmıştı. ''Hayır, sadece düşünüyordum.'' diyebildim. ''Biliyorum canım şaka yapıyordum sadece.'' Annem daha arabadan iner inmez ikinci evin kapısı açıldı. "Zeynep!" Sevinç teyze aceleyle merdivenlerden indi. Annem daha bir şey diyemeden ona sarıldı. "Başınız sağ olsun kızım..." Annem önce gülümsedi, sonra gülümsemesi dağıldı. "Sağ ol Sevinç abla." İkisi birkaç saniye öylece kaldılar. Bazen söylenecek en doğru cümle, hiç konuşmamak oluyordu. Sitenin bah…