BÖLÜM ON İKİ: BAYKUŞ SESLERİ
Yazar: bahar gökçe

Telefonum, gözlerimi açmamdan önce titreşti. Odamın perdesi yarı açıktı. Güneş, karşı duvardaki soluk mavi boyanın üstünde ince bir dikdörtgen bırakmıştı. Birkaç saniye nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Sonra açık balkon kapısından gelen deniz kokusunu, komodinin üstündeki fotoğraf kutusunu ve tavandaki küçük çatlağı görünce Kurşunlu'da olduğumu hatırladım. Ekranda Oğuz'un adı vardı. Oğuz : Zift sabah iki kere kapıya gitti. Mesajı okuyup yastığa biraz daha gömüldüm. Ben : Beni bekliyor olabilir. Cevap hemen geldi. Oğuz : Olabilir. Ben : Sen de mi? Bu kez yazıyor işareti birkaç saniye göründü. Sonra kayboldu. Ardından yeniden çıktı. Oğuz : Ben kapıya gitmedim. İstemeden gülümsedim. Ben : Bu cevap değil. Bir dakika sonra yeni mesaj geldi. Oğuz : Akşam gel. İkiniz de susarsınız belki. Telefonu yüzüstü kapatıp tavana baktım. Kapım tıklamadan açıldı. Begüm içeri kafasını uzattı. Üstünde evde giydiği büyük tişörtlerden biri, saçları dağınık bir topuz hâlindeydi. "Uyandın mı?" "Evet." "Bu çok barizdi." Odaya girip yatağımın ucuna oturdu. "Kiminle konuşuyorsun?" "Kimse." "Bu cevap artık geçerliliğini kaybetti abi." Telefonu almak için uzandı. Ben daha hızlı davranıp komodinin üstüne bıraktım. "Meraklı olma." "Meraklı değilim." Begüm gözlerini kıstı. "Sadece senin yüzün uzun zamandır böyle görünmüyordu." "Nasıl görünüyordu?" "Bilmiyorum." Omuz silkti. "Sanki birinin sana mesaj atmasına seviniyormuşsun gibi." Yüzümün ısındığını hissettim. Begüm bunu fark edince gülümsemeye başladı. "Gerçekten Oğuz mu?" "Evet." "Zift mi yazdı?" "Zift beni bekliyormuş." "Bu da romantik sayılır mı?" "Begüm." "Tamam, sustum." Sustuğunu söyler söylemez telefonum yeniden titreşti. Begüm ekrana bakmaya çalıştı ama ben ondan önce aldım. Oğuz : Selin'le konuştuk. Dün gece sormak isteyip de sormadığım şey buydu. Ekrana birkaç saniye baktım. Ben : Barıştınız mı? Bu kez cevap gelmesi uzun sürdü. O kadar uzun sürdü ki Begüm yatağımdan kalkıp kapıya yöneldi. "Annem kahvaltıyı hazırlıyor. Beş dakikaya aşağı inmezsen Tunahan senin zeytinlerini de yer." "Zeytin sevmiyorum." "İşte o yüzden Tunahan seni seviyor." Begüm çıktıktan sonra telefon yeniden titredi. Oğuz : Bilmiyorum. Daha iyi olmaya çalışıyoruz diyelim. Parmaklarım ekranın üzerinde durdu. Ben : İyi. Biraz sonra yeni bir mesaj geldi. Oğuz : Sen niye merak ettin? Yazdım. Merak ettim sadece. Sildim. Sonra aynı cümleyi yeniden yazıp gönderdim. Ben : Merak ettim sadece. Oğuz'un cevabı kısa oldu. Oğuz : Biliyorum. Telefonu cebime koydum. Fotoğraf kutusuna baktım. Kutunun içindeki eski yüzler, manastırın önünde durmuş Şaziye, Caner, Zeynep ve fotoğrafın kenarındaki gölgeli adam... Hepsi birkaç saniyeliğine aklıma geldi. Sonra Oğuz'un ilk mesajı yeniden. Akşam gel. Aşağı indiğimde ev henüz tam olarak güne başlamamıştı. Annem mutfak tezgâhının önünde domates doğruyor, Tunahan Zeus'un önüne kendi peynirinden küçük bir parça bırakmaya çalışıyordu. Zeus peynire bakıyor ama Tunahan'ın elindeki ekmeğe daha çok ilgi duyuyordu. "Onu beslemeyi bırak," dedi annem. "Kendi mamasını yemiyor sonra." "Zeus da kahvaltıda çeşitlilik istiyor," dedi Tunahan. "Zeus'un insanlarla aynı evde yaşaması, insan olduğu anlamına gelmiyor." Tunahan bunu ciddi ciddi düşündü. "Bence Zeus bazı insanlardan daha insan." Mutfak masasındaki boş sandalyeye oturdum. Annem önümüze tabak koyarken bana baktı. "Bugün ne yapacaksınız?" "Henüz bilmiyorum," dedim. Begüm önümdeki çayı karıştırırken bana yan gözle baktı. "Manastıra gideceğiz." Başımı ona çevirdim. "Begüm." "Ne var? Yalan mı?" Annem bıçağı tezgâha bıraktı. "Manastıra mı?" "Akşamüstü," dedim hemen. "Elif fotoğraf çekmek istiyor. Halil, Ece, Begüm... Hep beraber." Annemin yüzünde hâlâ tam ikna olmamış bir ifade vardı. "Çok uzaklaşmayın. Hava kararmadan dönün." "Döneriz." Begüm çayından bir yudum aldı. "Batuhan kısa video da çekecek." Annem bana döndü. "Senin senaryo işi mi?" "Belgesel gibi bir şey," dedim. "Manastırdan geldiği söylenen sesleri çekeceğim." Tunahan gözlerini büyüttü. "Hayalet videosu m…