KIYIDA KALANLAR

BÖLÜM ON BİR: SELİN'İN SORUSU

Yazar:

KIYIDA KALANLAR – bahar gökçe kitap kapağı
KIYIDA KALANLAR – bahar gökçe kitap kapağı

Sabah denize giderken telefonum titreşti. Begüm, sitenin demir kapısının önünde beni bekliyordu. Saçlarını aceleyle toplamış, havlusunu omzuna atmıştı. Telefonun ekranına bakınca yüzümde istemsizce oluşan ifadeyi fark etmiş olmalıydı. "Kim yazdı?" diye sordu. "Kimse." "Telefonuna bakıp gülümseyen insanlar genelde 'kimse' demez." Ekranda Oğuz'un adı vardı. Oğuz: Uyandın mı? Begüm denize doğru yürümeye devam ederken ben kısa bir cevap yazdım. Ben: Uyandım. Mesaj hemen geldi. Oğuz : Kolun acıyor mu? Ne demek istediğini anlamam bir saniye sürdü. Ben : Benim mi? Biraz bekledim. Sonra ekranın altında o küçük yazı belirdi. Oğuz yazıyor... Kayboldu. Tekrar çıktı. Oğuz : Dün çok sıktım. Sabahın serinliğinde, elimde telefonla öylece kaldım. O gece hastanede yaşanan şey birkaç saniyeliğine yeniden gözümün önüne geldi. Oğuz'un yüzü gerilmişti. Kaşı temizlenirken eli fark etmeden koluma kapanmıştı. Canı yandıkça parmakları daha da sıkılmıştı. Ben : Bir şey olmadı. Bu kez cevap gelmesi biraz sürdü. Oğuz : Yine de. Telefonu cebime koydum. Begüm yan gözle bana baktı. "Oğuz mu?" "Evet." "Kaşı nasılmış?" "İyiymiş." "Senin kolun nasılmış?" Ona bakınca gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. "Sen nereden biliyorsun?" "Ben hiçbir şey bilmiyorum abi." Omuz silkti. "Sadece dün gece hastaneye gittiğini, Oğuz'un yaralandığını ve bu sabah onun sana mesaj attığını biliyorum." "Bu hiçbir şey değil mi?" "Hayır. Bu yalnızca gözlem." Sahile indiğimizde güneş henüz tam yükselmemişti. Deniz, öğlen saatlerindeki gibi parlak değildi; mavisi biraz griye, grisi de havanın serinliğine karışıyordu. Kıyıda birkaç erken yüzücü, ellerinde çay bardaklarıyla yürüyen yaşlı çiftler ve uzakta ağlarını topladığı anlaşılan küçük bir tekne vardı. Begüm havlusunu kuma bıraktı. "İlk giren kaybeder," dedi. "Bu nasıl yarış?" "Kuralları ben koyuyorum." "Çok adil." Begüm tişörtünü çıkarıp denize doğru koştu. Suyun ilk dalgası dizlerine vurunca durdu. Sonra bana dönüp çığlık attı. "Buz gibi!" "Bunu sen seçtin," dedim. "Dün gece motorla Mudanya'ya giderken bu kadar korktuğunu görmedim." Bir an sustum. Begüm yüzündeki gülümsemeyi biraz azaltıp yanıma geldi. "Hâlâ onu mu düşünüyorsun?" "Hayır." "İnanılmaz kötü yalan söylüyorsun abi." "Ben Oğuz'u düşünmüyorum." "Tamam." Begüm başını salladı. "O zaman Oğuz'un kaşını, dudağını, hastaneyi ve seni sıktığı kolunu düşünüyorsun." "Begüm." "Ne var? Ben sadece ayrıntıları hatırlıyorum." Kendini denizin içine bıraktı. Ben de birkaç saniye sonra arkasından girdim. Su gerçekten soğuktu. İlk anda bütün vücudum ürperdi. Sonra, deniz omuzlarıma kadar çıktığında sanki geceden kalan bütün gerginlik biraz geride kaldı. Dalgalar çok büyük değildi. Begüm benden birkaç metre ileride yüzüyor, arada dönüp bana bakıyordu. "Yarışalım mı?" diye seslendi. "Nereye?" "Şu şamandıraya kadar." "Kaybedince ağlama ama." "Sen önce yetiş." Yarışı Begüm kazandı. Aslında bunu kabul etmek istemiyordum ama yarı yolda aklım yine başka yere gitmişti. Oğuz'un motorun üzerinde arkasına bakmadan söylediği "Düşmemek için tutunman lazım" cümlesi, hastanedeki bandaj, sahilde fotoğraf kutusunu açarken yüzünde beliren ifade... Begüm kıyıya benden önce çıktı. "Hadi ama," dedi. "Sen dün geceki yarışın rövanşını mı veriyorsun?" "Sen hile yaptın." "Denizde hile mi olur?" "Senin olduğu her yerde olur." Havlularımıza sarılıp kuma oturduk. Bir süre konuşmadık. Güneş yavaş yavaş yükseliyor, sahil kalabalıklaşmaya başlıyordu. Begüm dizlerini karnına çekti. "Rüzgâr yüzünden mi oldu sence?" "Ne?" "Dünkü her şeyin." Denize baktım. "Rüzgâr olmasa Mudanya'ya gitmezdik." "Evet." "Oğuz da Kaan'la karşılaşmazdı. Yarışmazdı. Kavga etmezdi." Begüm sessiz kaldı. "Rüzgâr çağırdı diye Oğuz motoruna kendi kendine binmedi mi?" dedi sonra. "Bindi." "Yarışa da kendi karar verdi." "Biliyorum." "Sen de." Bu kez ona baktım. "Ben mi?" "Sen de gitmeye karar verdin. Ama bu, olanlardan senin sorumlu olduğun anlamına gelmiyor." "Ben onu durdurabilirdim belki." Begüm yüzünü buruşturdu. "Oğuz'u tanıyalı kaç gün o…

Bölümün tamamını WritePad'de oku