BÖLÜM ON: FOTOĞRAFLARDAKİ GÖLGE
Yazar: bahar gökçe

Oğuz Yapı Market'in kepengi inerken çıkan metal sesi, akşamın içindeki bütün küçük sesleri bir anlığına bastırdı. Oğuz iki eliyle kepengi sonuna kadar çekti, kilidi kapattı ve anahtarı cebine koydu. Gün boyunca dükkâna girip çıkan insanların bıraktığı toz, rafların arasındaki talaş kokusu ve kapının önünde uyumaktan sıkılıp ara sıra yer değiştiren Zift, artık gecenin içine kapanmıştı. Batuhan, dükkânın karşısındaki kaldırımda elindeki eski fotoğraf kutusuyla onu bekliyordu. Kutunun kapağında hâlâ silik harflerle aynı yazı duruyordu. K. Arıkan — Fotoğraflar Oğuz karşıya geçtiğinde bakışları doğrudan kutuya gitti. "Muhtarlıktaki şey bu mu?" Batuhan başını salladı. "Bir de zarf var." "Babaannenin mi?" "Üstünde benim adım yazıyor." Oğuz, kutuya uzanmadı. Sanki içindeki şeylere dokunursa, gün boyunca nalburda sattığı çivilerden ve vidalardan çok daha ağır bir şeye bulaşacakmış gibi yalnızca baktı. "İçine baktın mı?" "Hayır. Seninle açarız diye düşündüm." Oğuz'un yüzünde kısa, belli belirsiz bir gülümseme oluştu. "İyi düşünmüşsün." Tam o sırada uzaktan gelen motor sesi, ikisinin de başını çevirmesine neden oldu. Rüzgâr, eski motorunu dükkânın önünde sertçe durdurdu. Kaskını çıkarırken saçları alnına yapışmıştı. Her zamanki gibi aceleci, her zamanki gibi sanki bir yere yetişmesi gerekiyormuş gibiydi. "İkiniz de burada mısınız?" dedi. "İyi. Mudanya'ya gidiyoruz." Oğuz kaşlarını kaldırdı. "Nereye?" "Mudanya'ya. Motorcular toplanmış. İskeleden aşağıdaki boş alanda. Kaan da oradaymış." Oğuz'un yüzündeki ifade değişti. Az önceki sakinliği yerini, Batuhan'ın henüz anlam veremediği bir huzursuzluğa bıraktı. "Benim Kaan'la işim yok." "Onun seninle varmış." Rüzgâr omuz silkti. "Bugün bütün gün seni sorup durmuş. Bir de yeni motor parçalarını görmüş galiba. 'Nalburcu çocuk hâlâ motor sürüyor mu?' diye konuşuyormuş." Batuhan, Oğuz'a baktı. Onun çenesinin hafifçe gerildiğini fark etti. "Gitmek zorunda değilsin," dedi Batuhan. Oğuz gözlerini ona çevirdi. "Biliyorum." Rüzgâr, ikisinin arasındaki havayı dağıtmak ister gibi güldü. "Zaten kimse seni zorla yarışa sokmayacak. Gideriz, motorlara bakarız, biraz dolaşırız. Sonra da döneriz." "Sen böyle söyleyince daha çok şüpheleniyorum," dedi Oğuz. "Hayatında bir kez de bana güven." "Hayatımda sana kaç kez güvenip sorun yaşadığımı saymam mı gerekiyor?" Rüzgâr buna cevap vermek yerine Batuhan'a baktı. "Sen geliyorsun, değil mi?" Batuhan, elindeki fotoğraf kutusuna baktı. Eve dönüp odasında tek başına açabilirdi. Mektubu okuyabilir, fotoğraflara bakabilir, babaannesinin geçmişinden bir parça daha öğrenebilirdi. Ama o gece, Kurşunlu'nun içinden geçip eve dönmek istemediğini fark etti. İlk kez, henüz tanımadığı bir yere gitmenin daha kolay geldiği bir akşamdaydı. "Geliyorum," dedi. Oğuz anahtarlarını çevirdi. Motorun yanında birkaç saniye durduktan sonra Batuhan'a bir kask uzattı. "Tak bunu." Batuhan kaskı eline aldı. "Sen?" "Benimki burada." Rüzgâr, kendi motorunun gidonuna yaslanmış onları izliyordu. "İkiniz de yavaş gidin. Daha kutunun içindekileri görmeden romanın ana karakterlerini kaybetmeyelim." "Sen sus," dedi Oğuz. Batuhan kaskı takarken istemsizce gülümsedi. Oğuz motoru çalıştırdığında, Batuhan arkasına oturdu. İlk kez bir motorun üzerinde bu kadar uzun süre kalacaktı. Ellerini nereye koyacağını bilemedi. Oğuz omzunun üzerinden geriye bakmadan konuştu. "Düşmemek için tutunman lazım." "Biliyorum." "Bildiğin belli olmuyor." Batuhan, birkaç saniye tereddüt etti. Sonra iki eliyle Oğuz'un belinin yanlarından tuttu. Oğuz bir şey söylemedi. Ama motor hareket ettiğinde, Batuhan onun sırtındaki kasların bir anlığına gerildiğini hissetti. Mudanya'ya yaklaştıklarında hava tamamen kararmıştı. Deniz yol boyunca yanlarında kaldı; bazen aralarındaki ağaçlardan görünerek, bazen de yalnızca tuz kokusuyla varlığını belli ederek. Rüzgâr önden gidiyor, ara sıra aynasından onlara bakıyordu. Batuhan motorun arkasında otururken, yıllardır Kurşunlu'ya geldiği hâlde bilmediği yollar olduğunu düşündü. Aynı kasaba, her yaz…