2.LACİVERT FIRTINA
Yazar: busraanuryy

2.BÖLÜM: "LACİVERT FIRTINA" CANKAT ARAF 1 SENE ÖNCE Günlerden; 24.09.2025 Hava yağmur yağmaya beş kala gibiydi. Bulutlar, güneşin yerini alalı çok olmuştu. Hava, içimle eş değerdi. Zaten bu konuşmayı yapmak için güneşli bir gün seçecek şans bende olsaydı şaşardım. Ellerimi kot pantolonumun cebine sokmuş gergin bir kas yapısıyla gözlerimi diktiğim dalgalı denizi izliyordum. Hızlı, aceleci adımlarla arkamdan geçip giden insanları duyabiliyordum. Bu havada benden başka kimse burada olmak istemezdi zaten. Kafadan değil kalpten sıkıntılıydım. Kafamdakine vardığımla kalbimdekine varamıyordum. Ve bu beni boğuyordu. Sabah evden umutla çıkan halimden eser kalmamıştı. Hâlbuki çok hevesli değil miydim? Karar vermiştim artık konuşacaktım. Ama şimdi tekrar eski halim gibi hissediyordum. O kararı almadan önceki Cankat kadar umutsuz ve cesaretsiz. Nedenini ben de bilmiyordum. Gelip buraya dakikalarca denizi seyretmekte cevabını bulmama yetmemişti. İstifimi bozmama sebep olan bir şey oldu. Gözlerim odağından kayıp aniden karnıma dolanan kolları buldu. Sırtımda bir baş, göğsümde heyecandan kaynaklı ince bir sızı, burnumda ise taze yasemin kokusu hissettim. İşte bunun adı aşktı. Saf, temiz, tek bir dokunuşla dibine kadar hissettiren, heyecanlandıran aşk. Benim anlatamadığım, dilime prangalar vuran aşkımın adıydı; Merissa Parlar. Ve ben aşkına, yakın arkadaş yolunda rastlamış bir ahmaktım. Ahmak olan bendim, tıpkı platonik olduğum gibi. Beni zerre aklına o yönde getirmeyen bir kızı sevdiğim için ahmaktım. O kollara dokunmak için yanıp tutuştuğum sırada adım atacağım an kollar bedenimi terk etti. Merissa içindeki coşkuyla arkamdan çekilip önüme geldi. Benden hemen hemen on santim kısaydı. Benim gözümden kendini görebilseydi eğer bu koca adamın kalbini o tatlı görüntüsüyle nasıl çarptırdığını anlayabilirdi belki. "Kusura bakma Can," dedi Merissa gözlerini mahcup bir ifadeye sokarak. "İnan bana erken çıktım evden ama yolda gelirken geciktim. Çok beklettim dimi seni? Hadi affet beni." Onun her 'Can' deyişinde yeniden doğduğumu hissediyordum, bu duygu hiç değişmiyordu. Hâlbuki Hale ve Marsel de bana 'Can' derdi fakat onlardaki etkisi Merissa'da olduğu gibi değildi. Bunu ilk fark ettiğimde kafamı duvarlara vurarak pekmezini akıtmak istemiştim. Çünkü ta o ilk anda ve şuanda bildiğim gibi bizden olmazdı. Biz diye bir şey olamazdı, Merissa ve Cankat aynı cümlenin öznesi olmaya müsait değildi. Su götürmez bir gerçekti. Hele ki karşımda beni en iyi arkadaşlarından biri olarak gören bir kadın varken düşüncelerimin değişmeye pek niyeti yoktu. "Önemli değil güzelim," dedim gülümseyerek. Ne olursa olsun böyleydim. "Denizi izliyordum bende. Çok beklemedim yani." En parlak gülümsemesi yüzündeki yerini aldığında içime yayılan derin sıcaklık yanan ateşimi harlıyordu. "İyi o zaman sevindim bekletmediğime," dedi. Boğazını temizledikten sonra elini koluma koydu. Gülümsemesi silinmişti ve bu beni huzursuz etmeye yetiyordu. "Dün gece telefonda sesin iyi gelmiyordu Cankat. Neyin var?" Kahverengi gözlerinin tam içine baktım. Ne var ne yok diye gezintiye çıkmaya karar verdim. Kahrolacağımı bile bile o sokaklarda kendimi bulmaya çalıştım ama yine elde var sıfır. Bıkmadan, tekrar tekrar çabalamak, umut etmek sanırım bana verilen en büyük ve acı verici cezaydı. Yaradan tarafından sınanma şeklim buydu, bir müddet sonra böyle düşünmeye başlamak kalbimdeki ağrıyı ara sıra hafifletiyordu. Bir müddet nefes almak gibi. "Beni endişelendiriyorsun," diyen ince sesini duyduğumda caddelerde gezinen aceleci tavrımı bıraktım, adımlarımı durdum ve anda kalmaya çabaladım. "Konuşmak istiyorum dedin, gerçekten merak ediyorum iyi değilsin çünkü Can. Benimle her şeyi paylaşabilirsin biliyorsun. Ne yapmam gerekiyorsa yaparım senin için." Dün gece ansızın aramam onu tahminimden daha fazla endişlendirmiş ve meraklandırmıştı. Kendimi tutamamıştım. Bunun için pişmanlık duymayı düşünmüyorum. İnsan duygularının taşması yüzünden pişmanlık duymaması gerekirdi. Hayatın olağan hâliydi. Belki de şuan sad…