3- Kurtçuklar
Yazar: Elif Sıla

Portaldan geçerek rüyamda ki ile tek farkı mermer beyaz üzerinde kocaman bir kutup yıldızı pusulası olan zeminli evren kütüphanesine adım attığımda serin ve sessiz bir hava karşıladı beni. Daire şeklinde ki bu kütüphanenin raflarının orta kısmında küçük bir alan vardı. Ben buraya dinlenme ve okuma alanı diyordum. Çünkü tam karşımda bir çalışma masa, daire şeklinde devam ederek yanında iki büyük oturduğunda içine gömüldüğüm koltuklar ve arkama geldiğimde ise uzun etrafında bir sürü sandalye olan bir toplantı masası var. Tabi her şeyin rengi kütüphane ile uyumlu bir şekilde kahverengi ve ahşaptı. Önümde duran çalışma masasın yanına gelip kılıçlarımı üzerine bırakarak masada bulunan kurtçuk pusulası dediğim pusulayı elime aldım. Yuvarlak şeklinde olan bu pusula normal bir pusula gibi yönlerin adı vardı ama çalışma prensibi kuzeyi göstermek değil. Kurtçukların kitaba girdiği yönü göstererek ne taraftan geldiklerini göstermekti. İçinde ki kutup yıldızı şu an hareketsiz bir şekilde duruyordu. Pusulaya taktığım gemici kancası ile eteğimin kemer köprüsüne takıp kaybolma ihtimaline karşı önlem aldım. Masanın üzerinde bulunan bir diğer eşyada kılıçlarımın kınıydı. Bir nevi kılıf yani. Tek tek alarak kılıçlarımı içlerine yerleştirdim ve sırtımda çapraz olacak bir şekilde konumlandırarak taktım. Kitaba girmek için hazırdım şimdi sadece sezgilerimi takip ederek hareket eden kitabı bulmalıydım. Rüyalarımda hep çığlık duyardım ve bu sayede bulurdum kitapları. Ama gerçekte ses olmazdı ve sezgilerim ile bulmam gerekti. Neden böyle olduğunu bilmiyorum ama yön duygumu geliştirdiği bir gerçek. Zaten ses çıkmasa bile kitap yerinde hareket edip duruyordu ve bu sessizliğin içinde onun hareketlerini duymam kolaylaşıyordu. Bir iki dakika sonra sol tarafımda bir ses duyar gibi oldum ve koltuğun yanından geçerek rafların önüne gelip tekrar dikkat kesildim. Sol tarafta 13 numaralı rafa doğru ilerleyip rafın arasına girdim. Biraz ilerledikten sonra alt taraftan 3.rafda olan bir kitabın hareket ettiğini fark edip gülümsedim. Diz çöküp raftan kitabı aldım. Kitabı elime almamla hareketleri kesildi. Kitabı açmadan önce ismine bakarak kitabı bilip bilmediğimi düşündüm. Kalbe ateş düşünce1. dini bir aşk konulu bir roman olduğunu hatırlıyorum. Bazı kısımlarını biliyorum ama tam olarak hatırlamıyorum çok uzun zaman olmuştu bu kitabı okuyalı. Daha fazla vakit kaybetmeden kitabın kapağını açarak bir diğer portalın beni içine çekmesine izin verdim. Kitap portalının ışığı gözümü aldığı için her zaman önlem alarak gözlerimi kapatırım. Biraz bekledikten sonra gözlerimi açtığımda bir ara sokaktaydım. Hızlıca ana yol olduğunu düşündüğüm tarafa yönelip sokaktan çıktım. Etrafıma baktığımda İstanbul Ayasofya caminin tam karşımda olduğunu gördüm. Hep burayı görmek istemişimdir ama kısmet olmamıştı. Daha fazla yerimde duramayarak etrafta ki insanların garip bakışları eşliğinde camiye doğru ilerledim. Üzerimde kocaman iki kılıç taşıdığım için artık alışmıştım her girdiğim kitabın iççinde ki karakterlerin böyle bakmasına. Caminin bahçesine gireceğim sırada çok uzun boylu olmayan saçlarına aklar düşmüş bir amca tarafından durduruldum. "hooop bacım iyi güzel giyimlisinde o kılıçlar ne. Onlarla giremezsin buraya." Bir amcaya bakıp birde işaret ettiği kılıçlarıma baktım. Ve gülümseyerek amcaya dönüp kitaplara girdiğimde söylediğim yalanı söyledim Allah affetsin ama başka çarem yoktu. "amcacım bunlar gerçek değil kartondan yapılma. Tiyatro dalında olduğum için bunlarla alakalı bir gösterim var. Bunları da evde çalışmak için yanıma aldım zararsızlar yani merak etme." Açıklama yapmamla amcanın sert yüzü biraz yumuşamış olsa da hala tedirgince bakıyordu. " yine de sen böyle girme kızım buraya insanlar yanlış anlar sana bir şey mi şey olur maazallah ." amcanın benim için endişelenmesiyle bu seferde buraya girmenin bana kısmet olmadığını anladım. Amcayı başımla onaylayarak gerisin geri uzaklaştım camiden. Yine de çok uzaklaşmadan eteğimin kemer köprüsüne taktığım pusulamı elime aldım. T…