2. Ateş
Yazar: leyanyzr

İyi okumalar! Yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın. 💛🥀  Ben bir araştırma gazetecisiydim ve işim gereği tüm şüpheli ölümleri inceler, gerçeği tüm dünyaya duyururdum. Çalışmaya ise ölen kişinin morg fotoğraflarını inceleyerek başlardım. Bir gün bunu kardeşim için de yapacağım aklımın ucundan bile geçmezdi. * İnsanın umudu söndüğünde, yaşama hevesi gittiğinde geriye ne kalırdı? Bence hiçbir şey, bir insanın umudu sönmüşse o insan artık yaşamıyor demektir. O insan bir daha asla gülemeyecek eskisi gibi olmayacak demektir. O insan artık yok hükmündedir. Bedeni yaşasa bile ruhu çoktan toprak altına girmiş ve çürümeye başlamıştır. Göz kapaklarım benden izinsiz açıldığında ilk gördüğüm şey bembeyaz tavandı. Göz kapaklarım sızlıyordu, kalbimde anlamadığım bir sızı vardı. Neden kalbim sızlıyordu? Neden gözlerim dolmuştu? Bana ne olmuştu? Hatırlamıyordum. Hiçbir şey hatırlamıyordum. Göz kapaklarımı biraz daha zorlayarak gözlerimi daha fazla açtım. Başımı yana doğru çevirdiğimde gördüğüm kişi Enra'ydı. Siyah deri koltukta tek başına oturmuş dirseklerini dizlerine yaslamış ve yüzüne ellerini arasına almıştı. Yüzünü göremiyordum ama hıçkırık seslerinden ağladığını anlıyordum. Enra ağlıyordu. Enra neden ağlıyordu? Bir şey mi olmuştu? Yattığım yerden doğrulmaya çalışarak etrafıma baktım. Bir hastane odasındaydım. Kaşlarımı çattım. Ben neden hastanedeydim? Kolumda hissettiğim sancıyla koluma baktım ve koluma takılı olan serumu gördüm. Bana neden serum takmışlardı ki? Burada neler oluyordu? Enra neden ağlıyordu? Neden kalbimde nedensiz bir sızı vardı? Umut neredeydi? Umut. Kardeşim. O neredeydi? "Umut Milaza'yı bir sokak ortasında ölü olarak bulduk." Kulaklarımda yankılanan ses ile dona kaldım. Bu ses de neyin nesiydi? "Başından kendini vurarak intihar etmiş." Bir cümle daha yankılandı kulaklarımın içinde. Bu cümleler neden kulaklarımda yankılanıp duruyordu? Bu sözler nerden geliyordu? "Başınız sağ olsun Mila Hanım." Aynı ses yine kulaklarımda yankılanırken bu sefer bu sesi nereden hatırladığımı anladım. Ve hatırladıklarımla donup kaldım. Dün gece Umut'u beklerken kapı çalmıştı ve ben koşarak kapıya bakmıştım. Kapıyı açtığımda bir kadın, diğeri erkek olmak üzere iki polis vardı. Kadın olan hiç duraksamadan cümlelerini kurmuştu ve ben o daha cümlesini bitirmeden yere yığılmıştım. O kadın bana... Hayır. Ben yanlış hatırlıyordum. Hayır. Onun öldüğünü söylememişti. Ben yanlış hatırlıyordum. Değil mi? Evet, öyle ben yanlış hatırlıyordum. Benim kardeşim. Umut'um. Canım. Her şeyim. Ölmüş olmazdı. "Mila?" Enra'nın sesi ile kafamı kaldırıp ona baktığımda ağlamaktan kıpkırmızı olan mavi gözlerine baktım. Gözleri ağlamaktan şişmişti. Neden ağladığını tahmin edip kafamı iki yana sallayarak, "Enra?" Diye mırıldandım. O bana gerçeği söylerdi. O bana Umut'umun ölmediğini söylerdi. "Ben yanlış hatırlıyorum değil mi?" Gözümden bir damla yaş düştü. Kalbim sızladı. "O. Kardeşim. Umut'uma bir şey olmadı değil mi?" Yatakta oturur pozisyonuna geldikten sonra hiç vakit kaybetmeden ayağa kalkıp benimle beraber ayaklanmış olan Enra'nın karşısında durdum. Gözümden akan bir damla yaşı elimin tersi ile silerken gülümsemeye çalıştım. "Dışarda bekliyor beni değil mi? Onu bekledim bekledim gelmedi bende endişeden bayıldım o yüzden beni buraya getirdiniz değil mi? Şimdi dışarda o," burnumu çektim. "Beni bekliyor. Öyle değil mi?" Kalbime ısıtılmış bir demir bastırılıyormuş gibi hissediyordum. Sanki kalbimi almışlar ve bin tane ısıtılmış demiri kalbime bastırıyorlarmış gibi hissediyordum. Canım yanıyordu. Canım çok yanıyordu. Enra'nın gözünden bir damla yaş akarken başını iki yana salladı. "Üzgünüm," diye kekeledi. "Üzgünüm Mila ama..." gözlerini kapatıp kendine biraz süre tanıdı. Tekrar gözlerini açtığında bir damla daha gözlerinden firar etti. "Ama Umut'u kaybettik. Başımız sağ olsun." Dedi kekeleyerek. Kulaklarımın içinde yankılanan ses ile kalbime bir kazık yedim. Karnıma bir yumruk yemiş gibi hissettim. Nefes alamadım. Ağlayamadım. O kadar canım yandı ki kalbimin sani…