(2) İstikrarlı Adımlar Vuslata Eriştirir
Yazar: sahra_milaa

Tesadüflere inanır mısınız? Ben inanırım. Yıllar evvel kaybettiğim çocuk bana yirmili yaşlarının sonunda bir adam olarak döndü. Suçluydum, suçluydu, suçluyduk... 🌤🌤🌤 Davet gecesine üç saat kala... Ben Yade, babasının anı kutusu. Ben Devrim, annesinin protestosu. Yade Devrim, Hisarlı ailesinin sönük ışığı, huzmeden ibâret parıltısız yıldızı. Tam olarak buydum, başarıyla kutsanmış bir ailenin sönük ve arka planda kalmış olan o yıldızıydım. Gerçi yıldız bile gökyüzüne bakınca en azından bir kişi tarafından görülürdü, ben ise tamamıyla yoktan ibarettim. Ailem hiçbir zaman beni kabullenememişti. Çünkü ben başarısız olandım. Onlar için acımasız bir infazcı lazımdı fakat ben bugüne kadar yalnızca kendi halinde bir kız olarak takılmıştım. Geçmişim belki çok temiz değildi ama olmam istenilen kişiye bugüne değin dönmemeye çalışmıştım şimdi ise kendi ellerimle kendimi o uçuruma itiyordum ve ne yazık ki bunun gayet farkındaydım. İnsan yaşadıkça olmak istemediği ne varsa ona dönüşüyordu, koşullar da buna el verişli olunca canavara dönüşmemek işten bile değildi. Ben Devrim ve nihayet ailemin istediği o canavara dönüşmek üzereyim. Bu canavarı onlar yarattı fakat saldıracak olduğum kişi de onlardı. Hâlâ Alpay'ı kanlı canlı karşımda görmenin şokunu atlatabilmiş değildim. O kadar uzun süredir onsuz bir hayat sürüyor - tabi buna hayat denirse- ve özlemini çekiyordum ki. Hayallerim her zaman onunla birlik olup geçmişin intikamını almaktı. Şimdi ise elime bu fırsat nihayet geçmişti üstelik bu teklifle bana gelen de oydu. Farkındaydım ki karşımda eski Alpay yoktu, şimdi ki Alpay intikam ateşiyle yanıyor ve harlanıyordu öyle ki beni de o ateşe atmaktan çekinmeyecek kadar gözünü karartmıştı. Gerçi artık onun için eski anlam ve önemi taşıdığımdan da umutsuzdum çünkü ona göre biz artık iki düşmandık. Beni asla dinlememişti. Suçsuz olduğumu iddia etmiyordum, suçluydum; ama bu bir ihanet sayılır mıydı ondan şüpheliydim. Alpay'a olan özlemim taşıyordu, artık içime sığmıyordu. O beni suçlasa veya bana savaş açmış olsa bile benim bayrağım hep beyaz olacaktı. Ellerimde ki zincirleri şakırdatarak kaldırdım. Bileklerime taktıkları bu pranga ailemin özel ricasıydı. Çünkü defalarca kez kaçmaya çalışmıştım ve bundan zerre kadar pişmanlık duymuyordum. Belki de bundan sonra bu prangalara esir kalmayacaktım, şayet Alpay beni buradan çıkarırsa özgür olabilecektim, yıllar sonra bu hissi tatmak benim için beklenmedik bir şeydi. 'Peki ya Alpay senden intikam almak için geldiyse? Ya şu an sana umut verip hastaneyi terk ettiyse?' diyen ses zihnimde adeta yankı buldu. İşte o zaman ruhumda uyuyan endişe kükreyerek uyandı. Bedenimin her bir santimini kaplayan telaş elimi ayağımı boşalttı. Ya gerçekten bana umut verip gittiyse o zaman ne olacaktı. Tekrardan sonsuza dek burada kalacağım gerçeğiyle mi yüzleşecektim. Sıkışan kalbim nefeslerimi de etkilerden yeni bir krizin kapımı araladığını hissediyordum. Ellerim titrerken zincirlerin çarpışma sesi odayı dolduruyordu. "Hayır Devrim, hayır." diye titreyen sesimle kendimi telkin ettim. "Bu defa buradan kurtulacağız, hayır." Derin bir nefes alıp titreyen ellerimi sabit tutmak maksadıyla avuçlarımı kapatıp açmaya başladım. Krizi girmeden engellemeyi öğrenmiştim artık, tamamen kendi tecrübelerimle. Başımı geriye doğru atıp tavanı izlemeye koyuldum. "Aslında çok mutlu bir insan olabilirsin Devrim, bu senin elinde. Senden daha kötü hayat yaşayan insanlar var. Sen burada da gayet mutlu olabilirsin ama bencillik yapıyorsun, elinde bir sürü fırsat varken hepsini tepen yine sendin." Sustum. Kendimi annemin cümleleriyle azarladığımın farkına vardığım an sesimi kestim. Çünkü ben bu değildim. Ben Yade Devrim Hisarlı'ydım. Hayır, sil. Ben Devrim Hisarlı'ydım. Ne kara kutu ne protestandı asıl dünyaya geliş gayem. Ben gizli eldim, ölümcül bağdım. Ben Alpay'a ölümcül bağdım. Tam tamına beş yıldır bu binada ruhumu çürütüyordum. Yirmi beş yıllık hayatımın beş yılı bu ruh hastanesinde geçmişti. Burada tedavi bulmam bir yana ben olan ruhumu da k…