KIRMIZI KAMELYA

Giriş

Yazar:

KIRMIZI KAMELYA – Yağmur kitap kapağı
KIRMIZI KAMELYA – Yağmur kitap kapağı

Bölüm görselleri

KIRMIZI KAMELYA - Giriş bölüm görseli 1
KIRMIZI KAMELYA - Giriş bölüm görseli 1

KIRMIZI KAMELYA GİRİŞ Birbirimizin hayatına zarar veriyorduk. İkimizin de eline kan bulaşmıştı. İkimizin de sırları vardı. Ama ne ben ondan gidebiliyordum, ne de o benden… Sonsuz bir döngünün içine girmiştik ve ikimizde bu döngünün içinden çıkmak istemiyorduk. Şu an o da bunu mu düşünüyordu? “Ne ara bu hale geldik? Ne zaman seni bu kadar kötü etkilemeye başladım?” Duyduğum soruyla donup kaldım. Sorduğu soruyu bana mı soruyordu yoksa kendisine ilk birkaç saniye anlayamamıştım. Gözleri bir yere dalmış sanki kendi kendine konuşuyordu ama sanki bir yandan da benden cevap istiyordu. Vereceğim cevapla onu aydınlığa çıkarmamı istiyordu ama ben kendim aydınlıkta değildim ki onu aydınlığa çıkartabileyim. Sorduğu soru aynı şekilde kendi içinde geçerliydi bundan haberi var mıydı? “Çok büyütüyorsun. Yok, öyle bir şey. Ufacık bir şeyden bu düşünceyi de nereden çıkardın?” paniklemiştim. Az önce aklımdan kendim için düşündüğüm şeyleri bana doğrultan bir silah gibi yüzüme vurduğunda ne yapacağımı bilememiştim. İnkâr etmekten başka bir şey gelmemişti aklıma. Az önce olanlardan dolayı aklına gelen düşünceleri bir an önce defetmem gerekiyordu. Ben yaşananlardan sonra böyle düşünmeye başlamıştım. Evet, kabul. Ama bazen bu düşüncemde yanıldığımı bunun böyle olmadığına kendimi inandırmaya çalışırken buluyordum. Şimdi aynı şeyi o bana yapınca dumura uğramıştım. Bakışları bana doğru döndüğümde doğru söylediğimi inandırmak için gözlerinin tam içine baktım. Söylediklerime inansın diye istemsiz içimde dua etmeye başlamıştım. Yalan söylediğimde hemen anlardı. Hep anlamıştı. Ellerimi göğsümde kavuşturmuş ona bakarken oturduğu yerden kalkıp yavaşça bana doğru yürümeye başladı. Ona hala kendinden emin gözlerle bakıyordum. O düşünce bir daha aklına gelmesin diye tüm gücümle kendimi de buna inandırmak istercesine gözlerinin en içine baktım. “Gerçekten böyle mi düşünüyorsun kırmızı Kamelya’m? Yoksa beni de kendin gibi kandırmaya mı çalışıyorsun?” dediğinde hala daha beni sorguluyordu. Benim ona öyle düşünmediğime inandırmam gerekiyordu. Eğer benim öyle düşünmediğime inanırsa o da buna inanırdı. Biliyordum. Bu zamana kadar ben buna inanıyorum dediğim hiçbir şeye inanmamazlık etmemişti. Buna da inanırdı. İnandırırdım. Tam önümde durdu. İçimi görmek ister gibi bakıyordu. Kalbimdeki gerçeği söküp almak ister gibi bakıyordu. Aynı şekilde bende ona karşılık verdim. Tek farkla. Bakışmayı çok uzatmadan ona inandırmak istediğim gerçeği somut bir şekilde görsün diye onu öptüm. Onu tüm gerçeğim oymuş gibi öptüm. Onu; tek gerçek bizmişiz gibi öptüm. Beni; tüm gerçeği benmişim gibi öptü. Beni; tek gerçek bizmişiz gibi öptü. Hiç beklemeden o da bana karşılık verdiğinde göğsünün üzerinde duran ellerim hızla boynuna dolandı. Bunu bekliyormuşçasına belime sardığı kollarına hiç güç uygulama zahmetine girmeden beni kaldırdığı gibi postallarının üzerine koydu. Artık yere değil onun ayaklarının üzerine basıyordum. İçimizdeki tüm gerçekleri birbirimize haykırmak ister gibi birbirimizi hararetle öpüyorduk. Benim sakin bir şekilde başlattığım öpüşme gittikçe hararetlenip daha sertleşmiştik. Onu içimdeki tüm karmaşaya rağmen tek bir şey netmiş gibi öptüm. Zaten öyleydi. O da aynı şekilde karşılık verdi. Tek bir şey netti. O. Sadece o. Sadece o ve ben. Biz. Gerçek olan ve doğru olan tek bir şey varsa o da bizdik. Bu gerçek hiçbir zaman değişmeyecekti. Ölsek bile.

Bölümün tamamını WritePad'de oku