15
Yazar: E K

İyi okumalar ••• Sabah saatlerinin geldiğini ve güneşin tekrar gökyüzündeki görevini üstlendiğini bildiren alarmı çaldığında ağrıyan gözlerini araladı Felix. Gece uyumadan önce saatlerce ağladığı için gözleri acıyordu ve açılmamak için savaş veriyordu adeta. Yattığı yerde doğrulup telefonunu eline aldı. Saat sabah sekiz buçuğu gösteriyordu. Ancak buna rağmen içeriyi aydınlatan herhangi bir güneş ışığı göremiyordu. Kafasını odanın küçük penceresine çevirip dışarıya baktı. Hava aydınlıktı ancak soğuk bir kış gününde güneşin bulutların ardına saklanması gibi bir görüntü vardı. Saniyeler sonra nerede olduğu gerçeği aklına düşünce bu duruma şaşırmaması gerektiğini anladı. Burası hep soğuk bir yerdi ve kan içicilerin yaşadığı bir bölgeydi. Elbette güneş ışığının fazla olmasını bekleyemezdi. Bir an Helena'nın güneşte canının yanıp yanmadığını merak etti Felix. Ağrıyan gözlerini yumruk yaptığı elleriyle ovalayıp bedeninin yatakla olan bağını tamamen kesti. Kenara bıraktığı çantasından birkaç kıyafet çıkarıp üzerini değiştirdi. Dün gece Helena'dan kaçmak istediği için hızlıca hareket ettiğinden ev sahibine banyonun yerini sormayı akıl edememişti. Dağıldığına emin olduğu saçlarını eliyle gelişigüzel tarayıp üstüne kalın bir ceket aldıktan sonra odadan çıktı. Kapıyı açar açmaz karşısında yabancı bir kadının dikildiğini gördü. Bir anda böyle bir görüntüyle karşılaştığı için istemsizce irkildi. "Ah, uyanmışsınız. Ben de size bakmak için geliyordum." Kadının yumuşak görünen yüzünün aksine sert çıkan sesi Felix'i daha da afallattı. Helena'nın bahsettiği Isabell bu kadın olmalıydı. "E-evet, şey... Lavabo ne tarafta acaba?" Felix normalde özgüvensiz birisi değildi ancak hiç tanımadığı ve vampir olduğunu bildiği bir kadınla konuşurken istemsizce gerilmişti. "Şuradaki siyah kapılı yer. Biraz acele etseniz iyi olur, kahvaltı hazırladım, soğumasını istemezsiniz." Kadının soğuk tavrına nasıl tepki vereceğini şaşırdığı için abartılı bir şekilde belini eğerek teşekkür etti Felix. Kadın onun bu hareketine karşın alaycı bir gülümseme takınıp tekrar aşağı kata indi. Felix de o gidince rahat bir nefes verip kadının gösterdiği yere doğru ilerledi. Lavabodaki işlerini hızlıca bitirdikten sonra isteksizce aşağı inmeye başladı. Helena ile karşılaşıp dünkü anları hatırlamak istemiyordu. Onu oldukça fazla özlemişti ve öptüğü için pişman değildi ancak Helena ondan uzaklaşınca kendini aptal gibi hissetmişti. Belki de çok aceleci davranıyordu. Helena'ya zaman vermesi gerektiğini biliyordu ama sabrı sınırlarını zorlamaya başlamıştı iyice. Ona sarılmak, kokusunu içine çekmek ve doyasıya kadar öpmek istiyordu. "Günaydın Lix!" Lucien enerjik bir şekilde gülümseyerek merdivenlerden inen çocuğu karşıladı. "Günaydın." Felix de ona aynı şekilde gülümseyerek karşılık vermek istedi ancak yapabildiği tek şey dudaklarını hareket ettirmek oldu. "İyi uyudun mu? Üşümedin değil mi?" Lucien'in bu kadar ilgili davranması bu sefer gülümsetmişti Felix'i. "Üşümedim ve gayet iyi uyudum." Son cevabına biraz yalan eklemekten kaçınmamıştı. Odası gayet sıcaktı ancak iyi uyuduğu söylenemezdi; düşünceleri sağ olsun onu bir an bile yalnız bırakmamışlardı. "Sevindim, gel hadi kahvaltı için seni bekliyorduk." Lucienin öncülüğünde mutfağa gittiler. Felix içeriye girince istemsizce gerildi. Helena çoktan masaya oturmuş, dalgın bir şekilde önündeki tabağa bakıyordu. "Günaydın Lena..." Felix sesini zorlukla çıkarabilmişti. Ona kırgındı ancak buna hakkı olmadığını düşünüyordu, sonuçta onun elinde olan bir şey değildi bazı şeyler. Helena, Felix'in sesini duyunca bakışlarını daldığı yerden çekti ve gözlerini ondan başka her yerde gezdiren gence baktı. Felix'in kendisine kızgın olduğunu düşünüyordu, bu yüzden onunla konuşması bile onu heyecanlandırmıştı. Bir anda aklına dün arkadaşlarının söylediği şeyler geldi. Felix senin ruh eşin, onun için çabala... "Günaydın Lix, iyi uyudun mu?" İlgiyle sordu yanındaki sandalyeye oturan gence. "Hım, evet. Sen?" Felix sorduğu sorunun farkına varınca kendine vurma…