13
Yazar: E K

İyi okumalar ••• Sevdiklerin için fedakarlık yapman gerektiğini fark ettiğin an büyüyorsun aslında. Kendi hayatından bir başkası için feragat etmeyi göze alabiliyorsan büyümüş olduğunu görebilirsin. Hayatın boyunca çok büyük zorluklarla karşılaşmamışsan eğer, aldığın ufak bir darbede yere düşmen kaçınılmazdır. Felix bunca zaman sınavları dışında bir şey için endişelenmek zorunda kalmamıştı. Değer verdiği bir şey uğruna savaşmayı, ayakta durmak için güçlü olmayı öğrenme fırsatı olmamıştı. Ancak şimdi, sevdiği kadını kaybetmemek uğruna kendi hayatını tehlikeye atarken bir kez bile düşünmemişti. Yapması gerektiğini biliyordu, fedakarlık yapıp gitmesi gerektiğini biliyordu. Helena için o soğuk topraklara gitmeyi kabul edip, düşünmeden kendini kan içicilerle dolu bir yere atmayı kabul edince anlamıştı olgunlaştığını. Helena'yı kaybetme korkusu onu büyütmüştü. Düşüncelerinin daha ciddi, daha olgun olmasını sağlamıştı. Hayatta her zaman gülünmeyeceğini, gün geldiğinde yere düşülebileceğini çok iyi öğrenmişti. "Üşüyor musun?" Helena'nın yumuşak sesi düşüncelerini böldüğünde Felix bakışlarını ona çevirdi. Helena'nın onun bedenine baktığını gördüğünde, gözlerini fark etmeden sıkıca birbirine bağladığı kollarına indirdi. "Biraz," diye mırıldandı sözlerine hafif bir yalan ekleyerek. Doğrusunu söylemek gerekirse donuyordu. Sınırları içine girdikleri topraklar haddinden fazla soğuktu ve Felix'in üstündeki kalın pelerinin onu ısıttığı söylenemezdi. Felix bu pelerini neden giymek zorunda kaldığını bir türlü anlamamıştı zaten. "İstersen benim pelerinimi vereyim." Helena'nın teklifini hemen reddetti. "O zaman sen üşürsün, olmaz." "Biz üşümeyiz Lix," diyerek kendi üzerindeki pelerini çıkarıp hafif hafif titremeye başlayan gencin üzerine örttü Helena. "Neden bunları giyiyorsunuz o zaman?" Aklında dolanan soruyu dillendirdi sonunda. "Bunlar soğuktan korunmak için değil Lix, üzerinde özel bir büyü olduğunu söylemiştim hatırlarsan?" Felix'in sorusunu cevaplama görevini Christian üstlenmişti. Christian'ın sözlerini hatırladığını belirtmek için kafasını salladı. "Tehlikelerden korunmak için giyiyoruz bunları. Fark ettiysen insan dünyasındayken hiç giymedik. Çünkü insanlar bize zarar veremez, ama kendi türümüz için aynısını söyleyemem." Felix anlatılanları sindirdiğini belli edercesine düşünceli bir tavırla tekrar kafasını salladı. "Sakın endişelenme, sana zarar gelmesine izin vermeyeceğiz. Helena da ben de senin yanından ayrılmayacağız." Christian oturduğu yerden uzanıp küçüğünün elini tuttu ve güven vermek istercesine sıktı. Christian'ın güven dolu sözlerine karşın dudaklarında hafif bir gülümseme oldu Felix'in. "Biliyorum abi, korkmuyorum merak etme. Sadece soğuktan donup heykele dönüşür müyüm diye düşünüyorum." Felix'in sözleri abisi ve Helena'yı güldürmeye yetmişti. Helena gülümsemelerinin arasında elini çilli çocuğun saçlarına attı ve karıştırdı. "Ben heykele dönüşmene de izin vermem merak etme." Felix ne zamandır duymadığı bu şefkatli sesi duyunca içten bir gülümseme takındı. Helena'ya yakın olmayı çok özlemişti. İstemsizce başını onun dokunuşuna doğru yatırdı. İkisinin gözleri birbirlerine kenetlenmişken tuhaf bir sessizlik oldu ortamda. İkisi de birbirlerinde kaybolmuş gibiydi sanki o an. Zaman durmuş, sadece onlar kalmış gibiydi. "Geldik." Aracın hedefe ulaştığını bildiren sürücünün sesi ortama dolunca tüm büyü bozulmuş ve hızla kendilerini toparlamışlardı. "Hadi bakalım aşk kuşları, maceramıza başlama vakti." Christian onlardan önce arabadan inerken dalga geçmeyi ihmal etmemişti. Helena, abisinin sözleri üzerine utanarak kafasını eğdi ve hemen araçtan indi. Felix ise Christian'a göz devirerek Helena'yı takip etti. Arabadan iner inmez, aracın hızla uzaklaşmasından doğan keskin bir rüzgar vücudunu ısırdı. Titremesine engel olamayarak üstündeki kıyafetlere sarıldı. "Lucien'in evi biraz uzak. Hızla gitmek için Lix'i taşımak zorundasın Lena." Christian'ın sözleri iki genci de şaşkınlığa boğmuştu. "Ne? Hayır tabiki, Helena beni nasıl taşısın?!."…