11
Yazar: E K

Hayatınız her zaman mükemmel işlemek zorunda değildir. Sizi sınamak için gönderilen birçok zorlukla karşılaşırsınız. Bunlarla karşılaşmak sizi ne kadar güçsüz düşürüyormuş gibi görünse de aslında sizin daha güçlü bir varlık olmanızı sağlar. Ancak Felix hiç olmadığı kadar bitkin ve güçsüz hissediyordu. Sanki hastaymış gibi... Bir parçası eksikmiş gibi... Christian'dan yardım isteyeli neredeyse iki gün oluyordu. Christian ona her şeyi halledeceğine dair söz vermişti ve zaman istemişti. Bu işin kolay olmadığını biliyordu elbette ama daha fazla dayanamayacağını hissediyordu artık. Helena'yı başka birisiyle görmeye daha fazla dayanamıyordu. Helena için ise işler farklı sayılmazdı. Ruhu olmak istediği yerde, Julian'ın yanındaydı ama sanki istediği bu değildi. Bir yanı her şeyin doğru olduğunu söylerken bir tarafı bir şeylerin yanlış olduğunu söylerken duruyordu. Olmak istediği yer Julian'ın yanı değildi. Nerede olmak istediğini, Kimin yanında olmak istediğini bilemiyordu. Felix'in yanında mı olmak istiyordu onu da anlayamıyordu. Hiçbir şey hatırlamasa da Felix ona sevgili olduklarını söyleyip duruyordu. İlk başta buna inanmadı. Felix'in varlığını hatırlıyordu, eskiden bir şekilde daha mutlu olduğunu biliyordu ama kesinlikle aşk anlamında bir ilişki içinde olduklarını hatırlamıyordu. Uyandığında kalbi ona Julian'ı istediğini söylerken nasıl inanabilirdi ki zaten? Ancak günler ilerledikçe işler değişmişti. Uyandığı andaki tutkusu yoktu Julian'a karşı. İlk baştaki gibi coşkulu istemiyordu onun varlığını. Hatta zaman zaman rahatsız bile oluyordu. Gitmek istiyordu ama gidemiyordu. Aralarındaki kan bağı ruhsal bir bağ oluşturuyordu maalesef. Ve onları bir tutkal gibi birbirlerine bağlı kalmaya mahkûm ediyordu. Helena bunu istemiyordu artık. Arkadaşlarının yanında, Felix'in yanında olmak istiyordu. Eskisi gibi mutlu olmak istiyordu. Bunun için çabalamaya hazırdı. Ruhu ne kadar rahatsız hissetse de Julian'ın yanından uzaklaşıp arkadaşlarına vakit ayırıyordu. Ancak Felix ile bir türlü karşılaşamıyordu. Felix ondan vebalıymış gibi kaçıyordu. Julian'ın onu, Felix'in karşısında öptüğü günden beri kaçınıyordu Helena'dan. Helena sebebini anlayamıyordu. Artık onu sevmekten vaz mı geçmişti yoksa? Eskiden ne kadar mutlu olduklarını hatırlatmaktan yorulmuş muydu? Bu düşüncelerin zihninde yankı bulması Helena'nın sol tarafına bir ağırlık çökmesine sebep oldu. Her ne kadar hatırlamasa da Felix'in ilgisinden ve varlığından hoşnut olduğunu inkâr edemezdi. Helena, Felix'in onun için çabalamayı bırakmasını istemiyordu. "Felix nerede?" Oliver'ın sorusu Helena'nın dikkatini çektiği için diğerlerinden gelecek cevabı merakla beklemeye başladı. "Sınıfta uyuyordu en son." Jude beklenen cevabı verdi. "Cidden, şu çocuk!" Ethan kendi kendine homurdandı. "İki gündür onda bir hâller var ama anlamadım." Sienna sanki kendine söylüyormuş gibi mırıldandı, ancak ortamdaki herkes duymuştu. "Ne gibi bir şey?" Ethan endişeyle sordu. Kardeşinin herhangi bir sorunu onu yakından ilgilendiriyordu. Uzun zamandır depresif olduğunu biliyordu elbette ancak farklı bir şey sezmemişti hiç. "Sürekli telefonuna bakıyor, birinden haber bekliyormuş gibi." Sienna şüphelendiği şeyi açıkça dile getirdi. "Evet evet, ben de fark ettim. Hem eskisinden daha fazla uyuyor, durumu hiç iyi değil." Jude sıkıntılı bir nefes verirken söyledi son sözlerini. Helena, Jude'un sözleriyle içinde büyük bir suçluluk duygusu hissetti. Onun yüzünden mi bu hâldeydi Felix? Helena mı soldurmuştu onun gülüşünü? "Evde de sürekli Chris ile konuşuyor. İkisi bir işler karıştırıyorlar ama ne olduğunu anlamadım." Ethan da fark ettiği durumu yeni hatırlamış gibi konuştu. Ethan'ın sözlerinden sonra beş genç arasında bir sessizlik oldu. Hepsi kendi düşüncelerine dalmış, neler olabileceğine dair farklı teoriler üretiyorlardı akıllarında. "Ben sınıfa çıkıyorum, zil çalınca gelirsiniz." Helena oturduğu banktan kalkıp arkadaşlarına davranışının sebebini belirtti. "Daha dersin başlamasına var, otursana." Helena, Oliver'ın sözleri…