Giriş-341. Mektup
Yazar: Çağla Kaya

Sevgili okuyucu; Bu kitap kendini yalnız hissedenlere, yüreği yalnız kalmışlıkla aynı zamanda sonsuz sevgi ve sadakatle birine ya da bir yere bağlı kalmışlara, gidenlere, gitmek zorunda kalanlara, geride kalıp umut edenlere ve eskiyi, daima eskiyi özleyenlere,Kral pop tvde sevdiğinin mesajını bekleyenlere,şiir sevenlere, gecenin üçünde mutfak balkonunda hayatı sorgulayanlara,yenilenlere fakat asla vazgeçmeyenlere, en önemlisi kıymet bilenlere ithaf edilmiştir. ❤️🩹 Fikrimin ince gülü; Bu sana yazdığım 341. mektup. En büyük savaşım, en büyük galibiyetim, en büyük yenilgim... Sensiz geçen günlerde asla göndermeye cesaret edemediğim mektuplara bugün bir tane daha ekliyorum. Kim bilir, belki bir gün bu mektupları sana veririm. O gül yüzünün şaşkınlığını, çocuksu sevincinle saklamaya çalıştığın hüznünü, hiç sevmediğini söylediğin fakat için için sevdiğin sağ kaşının hemen üstündeki dikiş izini doya doya izlerim. Can şenliğim, Bilmem hatırlar mısın? Akşam olur ışıklarımızı kapatır, mumlarımızı yakardık. Sen kokunu sürerdin,bütün dünyam sen kokardı. Kokun bana nefes olur en güzel uykulara yatırırdı.Şarkılar söylerdin, alt kat komşun kavgaya gelirdi,seninle baş edemeyince istek şarkı yapardı. İskambil fallarına bakardın, onlarla da kavgalıydın. Benden sonra belki onlarla da barışmışsındır. İki gözüm; Senden gitmek ruhumun bedenimi yavaş yavaş terk etmesiydi. Yavaş yavaş ölen, aldığı nefes ciğerine batan bedbaht bir adamım ben. Seni geride bırakmak aciz varlığımın en zor, en acınası işiydi. Senin için senden gidiyorum desem, biliyorum ki önce bana okkalı bir tokat atardın. Sonra bana sıkı sıkı sarılır, öleceksek bile beraber ölürüz gitme derdin. Kıyamadım ahu bakışlım; içim gitti, uykularım gitti, benliğim gitti ama senin renklerin, gülüşlerin kalsın diye seni bıraktım. Sen; benim can yangınım, huzurum, gülen yüzüm, mutlu ol diye ben benden gittim. Gittiğim her yere seni de götürdüm tüm hücrelerimle. Yürek harbim; Varlığın,varlığımdır. Şimdi Tunalıdasındır belki. Baharın o güzel akşamında hafif yağmur altında yürüyorsundur. Etrafında el ele aşıklar vardır. Sakın üzülme inci tanem, bilirim üzülürsün. Seni üzmek bu dünyada benim cehennemim ama düşün ki o yağmurda beraberiz,beraber yürüyoruz, beraber gülüyoruz. Senden sonra hiç gülmedim. Sana olmayan bütün gülüşler, bütün iyilikler, güzellikler benim gibi kahrolsun istiyorum. Şimdi yanımda olsan önce uzun uzun güzel gözlerine bakar, sonra 30 yıllık ömrümde hiç yapmadığım bir şey yapar, dizlerine yatıp bağıra bağıra ağlardım can içim. Bilirim ki bu beni dünyanın en bencil adamı yapardı. Leylim; Geleceğim sana. Bayram sabahını bekleyen bir çocuk gibi, oğlunu askere göndermiş bir annenin şafak beklemsini heyecanla beklediği gibi sana geleceğim günü bekliyorum. Bu yolda iki seçeneğim var gül güzelim; ya vuslat ya ölüm. Geleceğim sana, bütün günahlarımla, yanlışlarımla, yangınlarımla geleceğim sana. Senden ayrı olduğum her gün, senin için bir şiir ezberledim o şiirleri gözlerine bakarak okumak için geleceğim sana. "Bir ben uyumadım, Kaç leylim bahar, Hasretinden prangalar eskittim. Saçlarına kan gülleri takayım, Bir o yana Bir bu yana... Seni bağırabilsem seni, Dipsiz kuyulara. Akan yıldıza. Bir kibrit çöpüne varana. Okyanusun en ıssız dalgasına Düşmüş bir kibrit çöpüne. Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin, Yitirmiş öpücükleri, Payı yok, apansız inen akşamdan, Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene, Seni anlatabilsem seni... Yokluğun, cehennemin öbür adıdır Üşüyorum, kapama gözlerini..." HASRETİMSİN. Mayıs 1999, Tiran - Arnavutluk