⚜ Tanıtım ⚜
Yazar: Mirena

O gece Floransa, sadece taş duvarları değil, vicdanları da sarsan bir dehşetin içindeydi. Lucianna hayatında ilk kez ondan beklenilen şekilde davranmayı reddediyordu. Dolunay çatıları gümüş bir hüzme gibi aydınlatırken, arkasında yükselen alevlerin sardığı atalarından miras kalan sarayı bırakmıştı. Yangın, onun kaçışını örten bir perde, umutsuzluğunun yakıcı bir yansımasıydı. Siyah başlığının gölgesine saklanmış halde, soluk soluğa Floransa'nın sokaklarında koşuyordu. Her adımında, ardında bıraktığı küllerin ve kaybettiği hayatının ağırlığını hissediyordu. Korku dolu gözleri sürekli etrafı tarıyor, her adımda ihanetin ve kanın izlerini taşıyan bir manzaraya çarpıyordu. Geçtiği her cadde, her dar sokak ölümün sessizliğine bürünmüştü; bazı bedenlerin boğazları ustaca kesilmiş, bazılarının başları gövdelerinden ayrılmıştı. Kimileriyse elleri ve ayaklarından çivilenerek kendi kapılarına ibret için asılmıştı. Floransa'nın taş meydanlarında, deri zırhlar kuşanmış Corso Donati'nin emrindeki şehir muhafızları nöbet tutuyordu, ellerinde uzun mızraklar, sırtlarında çelikten kalkanlar, gözlerinde ise acımasız bir teyakkuz... Lucianna, bu kabusun ortasında bir kaderi reddetmişti ve sabah olduğunda artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Yas elbisesinin üzerine geçirdiği siyah pelerini sıkıca etrafına sarmış, karanlık sokaklarda mümkün olduğunca görünmez olmaya çalışıyordu. Ancak saraydan çıktığında yolunu bulmakta zorlanmıştı. Doğup büyüdüğü bu şehirde ilk kez tek başınaydı, normalde sokaklarda yürümesine dahi izin verilmez, mürebbiyesi ve üç nedimesi adım adım ona eşlik ederdi. Şimdi ise onu arayan, nerede olduğunu bilen kimse yoktu. Yalnızdı. Kimsesizdi. İnce pabuçları ve elbisesi çoktan çamura batmıştı. Önüne çıkan taş basamakları, eteklerini hızla yukarı çekerek tırmanmaya başladı. Tam o sırada, karanlığın içinde fark edemediği biri pelerinin eteğinden tutup ona seslendi. "Signorina..." Lucianna, ani bir korkuyla irkilip geriye sıçradı, ayağı kaydı ve dengesini kaybederek sırt üstü çamura düştü. Soğuk su birikintisi sıçrayarak yüzünü ve elbiselerini ıslattı. Ancak onu asıl dehşete düşüren, yüzüne çarpan ağır, kesif kokuydu. Midesini kaldıran bu pis koku, sanki yakında bir yere çürümeye bırakılmış hayvan leşlerinden geliyordu. Alışık olmadığı bu sert karşılamayla sarsılan genç kız, hıçkırarak ağlamaya başladı. Elinin tersiyle yüzünü silmeye çalıştıysa da yanağına daha fazla çamur bulaştırmaktan öteye gidemedi. Ama çamurun soğukluğu, yaşadığı kabusun yanında hiçbir şeydi. Adam bacağına dokunduğunda Lucianna bir çığlık kopardı. "Dokunma bana!" Korkuyla haykırmıştı. Sesinin çevrede yankılanması onu daha da panikletti. Belki birileri duymuştu, belki de peşindekiler bu yolla izini sürebilirdi. Ancak bu tepkiyi bastırmak için artık çok geçti. Normal şartlarda, ona böyle dokunan biri ellerini kaybederdi. Lucianna Alveranni, soyluluğun en üst basamağında, dokunulmaz bir prenses gibi yetiştirilmişti. Ailesi dışında yalnızca nedimelerinin yaklaşmasına izin vardı. Onun tenine dokunmak, sıradan biri için küstahlığın da ötesinde bir suçtu. Adam, çürümüş dişlerinin arasından çıkan koku dolu soluğuyla Lucianna'nın üzerine eğildiğinde, genç kız dehşet içinde geriye çekilmeye çalıştı. Nefesi, rutubetli mezar taşlarını anımsatıyor, çürüyen etin kesif kokusuyla karışarak Lucianna'nın burnuna doluyordu. Adamın kirli parmakları yeniden ona uzandığında, Lucianna tiksintiyle çığlık attı. O ana dek içinde bastırdığı tüm kibir ve öfkeyle, çamurun içinde debelenerek can havliyle adama sert bir tekme savurdu. Adam inleyerek iki basamak geriye yuvarlandı. Lucianna hemen toparlandı, pelerinini hızla kavrayıp ayağa fırladı. Adam şaşkınlıkla yüzüne bakıyordu. Tanıyor gibi değildi ama başlığının altından sızan kızıl saçlarını fark ettiğinde gözleri bir an genişledi. Lucianna, korku ve panikle, aynı zamanda alışkın olduğu o aristokratça gururla saçlarını aceleyle gizledi. Ona dokunmaya cüret eden bir serserinin bakışlarında bile onun kibirli tiksintisi yankılanıyor…