IV. TAMİRCİ VE TAMİRHANE
Yazar: ✈︎ ✈︎

Bazı anların hiç yaşanmamasını isterdim. Tam şu an olduğu gibi. Zamanı birkaç dakikalığına durdurabilseydim keşke. Ama bazen sadece keşkelerle kalıp durardım. "Baba, bu adam ne alaka?" Adam dediğim için dilimi ısırdım. Bakışlarımı hafifçe yüzüne çevirdim, bana sırıtarak bakmaya devam ediyordu. Buraya gerçekten oyunu yüzünden gelmiş olamazdı değil mi? "Kuzum, ne demek ne alaka? Onun kim olduğundan haberin var değil mi? Babası maaş vermemi istedi. Bedavaya çalışacak işte. Ne güzel." Dedikleriyle sinirim tavan oldu. "Baba," konuşmama izin vermeden, "Kızım kapatıyorum telefonu. İşim var. Sonra konuşuruz." "Ama baba-" telefonu kapattı. Gerçekten ağlamak istiyordum. Rüzgar Sanca ile çalışma fikri beni delirtiyordu. Ellerimi kıvırcık saçlarıma daldırıp arkama döndüm, ela gözlerinin alaylı bakışlarının altında ezildiğimi düşünüyordum. Aklıma havuzda yaptıkları geldiğinde ondan biraz daha nefret ddiypr ve tiksiniyordum O günü ölsem bile unutmayacaktım. Unutamazdım da. Ali'ye yaptıklarını da asla unutmayacaktım çünkü güçleri anca masumlara yeterdi. Suçluların cezalarını masumlar çekerdi. Bu hep böyle olmuştu. Hikayenin sonunu çok iyi biliyordum. "Barbiede buradaymış." dediğinde gözlerimi kapattım. Konuşmak istemiyordum Ama konuşmayı çok seven biriydim. İlk defa konuşmamak istediğimi fark ettim. Çünkü gerçek anlamda ondan iliklerime kadar nefret ediyordum "Bana bakmayacak mısın? Üzülüyorum bak." dediğinde yavaşça ona doğru döndüm. Saçları her zaman ki gibi dağınık duruyordu. Ela gözleri yorgun ve uykusuz idi. Bu detayları neden fark ediyordum? Gerçekten zihnimi yok etmek istiyordum. En küçük detayı bile fark ediyordu. Kafamı yana yatırıp, "Kes sesini! Konuşma artık! Seninle muhattap olmak istemiyorum. Belli olmuyor mı? anlamıyorum! Defol git buradan. Kovuldun." dediğimde ciddiye almayarak, "Konuşurken arada nefes alsana sen. Hayatımda bu kadar konuşan biri görmedim." Ona doğru sinirle bir adım attım. "Dediklerimi duyuyor musın sen? Konumuz benim çok konuşup konuşmamam mı sence geri zekalı! Git buradan diyorum. Alo! duyuyor musun beni? Bir hastalığın falan varsa söyle. Ona göre davranayım." kaşlarını çattı. "Söylediklerini alttan alıyorum diye her boku söyleyebileceğini mi sanıyorsun lan sen kendini? İnsan gibi davranıyorum, haddini aşma." dedi öfkeyle. "Aşarsam ne yaparsın mesala? Bana da vurar mısın Ali'ye vurduğun gibi ha? Ya da arkadaşlarına söylersin onlar yapar, olur mu?" söylediklerimle gerçekten sinirlendiğini görebiliyordum. Dilimi ısırdım. Bokunu mu çıkarmıştım? Söylediğim şeylerden pişman olmaktan nefret ediyordum. Her seferinde bunu yaşıyordum ve bıkmıştım. Sinirden titreyen ellerimi arkamda birleştirdim. Ali'ye olan nefretinden dolayı beni kullanmaya çalışmıştı ama buna izin vermemiştim. Çünkü ne yaptığını anlayabilmiştim. Salak biri değildim. Ve böyle şeylere asla inanmıyordum. Buraya gelmesi de oyununun bir parçası olduğuna inanıyordum. "Bir daha sana iyi davrananı siksinler ya. Hadi bir daha görüşmemek üzere." deyip arkasına döndüğünde kaşlarımı çattım. Bu kadar çabuk sinirlenmesini beklemiyordum. Ne demişim sanki? Gerçekten çok abartıyordu. Babama nasıl bir açıklama yapacaktım? Babamın mı çenesiyle uğraşmak mı daha zordu yoksa Rüzgar Sanca'nın mı? "Ya sabır! Ya sabır!" dedim arkasından yüksek bir sesle. Fakat dönüp yüzüme bakma gereği bile duymadan, BMW M4 Competition arabasına bindi. Sanırım şöförü vardı. Daha 11. sınıfı yeni bitirmiştik ve reşit olmadan araba sürmesi mümkün değildi. Arkasından bir süre bakakaldım. Bu kadar çabuk alınıp naz yapacağını düşünmemiştim. Dudaklarımı büzdüm. Sence alınması normal değil mi? Dünyanın lafını yaptın Rüya! "Rüya abla, bu arabaya bakar mısın? Motorundan koku geliyor." dediğinde başımı sallayarak Selim'in olduğu yöne doğru gittim. Beyaz bir Audi R8 arabasıydı. Arabanın kaputunu açıp birkaç saniye motoru dinledim. Elimle bir yere dokunmayarak, "Eldiven versene Selim." dedim. Başını hızlıca sallayarak masanın üzerinde ki, eldiveni bana verdi. "Ve arabayı çalıştır, sesine bakayım." Ara…