X. BİR RÜZGAR ESİNTİSİ
Yazar: ✈︎ ✈︎

Bölüm görselleri

Keyifli okumalar! X. BİR RÜZGAR ESİNTİSİ ❝ Seçtiğim tek kişi; Kendim. ❞ Yalnızlık ile sınandığında, anlarsın bu hayatta kendinden başka kimsenin yanında olmadığını. Ve olmayacağını. Küçükken hayatımda korktuğum en büyük şeylerden biri, yalnız kalmaktı. Hayatımın her konumunda yalnız biri olduğumu unutuyordum. Evin tek çocuğuydum mesela, her bir kardeşimin olmasını dilemiştim. Ama olmamıştı işte, anne ve babam bu yükü kaldırabileceklerinden emin değillerdi. Daha şimdi karnımızı zor doğururken, küçük bir çocuğun ihtiyaclarını karşılamanın daha zor olacağını düşünürlerdi. Küçükken ne kadar saçma bir düşünce olduğunu sansamda, büyüdükçe haklı olduklarını kavrayabilmiş ve farkına varmıştım. Büyüdükçe anlıyordum, bazen anlamak ağır geliyordu. Anlamak istemiyordum. O yükün altında boğulmak istemiyordum. Çoktan boğulduğumun farkında bile değildim. "Kızım!" diye bağıran annemin sesiyle, bakışlarımı tavandan ayırarak yatağımdan doğrularak oturdum. İşten eve gelir gelmez, duş almış ve kendimi yatağa atmıştım. "Akşam yemeği hazır!" diyen annemin sesiyle ayağa kalktım. "Geliyorum!" Yatağın üzerindeki telefonuma baktım, her zamanki gibi bir bildirim ya da mesaj yoktu. Ali'ye söverek bir ton mesaj atmamak için kendimi zor tutuyordum. Aptal takıntılı herif! Rüzgar'ın, Ali'nin bana aşık olduğunu söylemesine hala inanmıyordum. Daha doğrusu inanmak istemiyordum, onu sadece bir dost ya da kardeş olarak görüyordum. "Kızım, hadi!" diyen annemin sesiyle odadan çıkıp, mutfağa girdim. "Ay kızım, ne kadar zayıflamışsın sen." dedi bana bakar bakmaz. "Banyodan çıktıktan sonra evdeki teraziyle ölçüldüm, kilomda bir değişiklik yok anne." yorgun ve bıkmış çıkan sesime engel olamamıştım. Sabah duyduklarımı idrak edemiyordum. Postu atan kişi nasıl Ali olabilirdi ki? Düşüncesi bile beni korkuturdu. "Tartı bozuktur." bir şey demeden sandalyeyi çekip oturduğumda, sofranın her zamanki gibi hazır olduğunu gördüm. Bugünkü menümüz, kremalı makarnaydı. Birkaç gün önce, salçalı yediğimiz için değişiklik olmasını istemiş olmalıydı. Tabağa doldurmuş olduğu makarnayı önüme bıraktığında, sürahide ki soğuk suyu alıp bardaklarımızı doldurdum. Bir tanesini anneme uzattığımda, bir diğerinide kendime almıştım. Annemde karşıma oturduğunda, "Eee, nasıl geçti? Sabah evimize gelen arkadaşınla iyi anlaştın mı? Ne yaptın?" diye üst üstte sorular sorduğunda, Ali'nin yaptıkları hariç, her şeyi kısaca özetlediğimde annemin gülümseyerek beni dinlediğini fark ettim. "Çok nazik biri, çok sevdim Rüzgar'ı." annemin söyledikkleriyle gözlerimi devirmeden duramamıştım. Suyumdan bir yudum aldığımda, "Tam bir istanbul beyefendisi." diyen annemin söyledikleriyle suyu püskürtmüştüm! Rüzgar Sanca ve beyefendilik! Birbirlerine oldukça zıt kelimelerdi. "Yavaş, yavaş." bardağı masanın üzerine koyduğumda, konuşmadan makarnamdan bir kaşık aldım. "Çok yoruluyorsun, baban geldiğinde işlerin başına o geçsin. Hem biz de, beraber Gümüşhane'ye gideriz, olmaz mı?" dedi annem, masadaki sessizliği bozarak. "Babam gelene kadar, okul açılır." diye mırıldandım istemsizce. Yurtdışına çıkmış ve bir tamirhanede çalışmaya başlamıştı. Oturum izni almasını beklediğimizden dolayı, annem ile İstanbul da sıkışıp kalmıştık. Ellerimi yüzümü ovalayı ofladığımda, "İçimden bir ses o izni alamayacağını söylüyor." diye mırıldanan anneme doğru kaydırdım kahverengi gözlerimi. "Eee zaten, kaç defa gidip geldi. Ama sonuç aynı, değişen hiçbir şey. Boş yere paralar harcayıp geliyor. Kaç kere onun yüzünden altınlarını bozdurup durdun. Onun yüzünden bu sefilliği yaşıyoruz. Şimdi de utanmadan, sabah evimize gelen Rüzgar'ı maaş vermeden çalıştaracağını söylüyor." "Böyle bir şey dedi mi gerçekten?" diye soran anneme, başımı sallayarak onayladım. Düşüncesi bile iğrenç geliyordu, birini enayi gibi çalıştırmakta neyin nesiydi? "Evet! Sırf Selim'in yaşı küçük diye vermesi gerektiğinin aksine, daha da az veriyor. Ve anne, Selim 16 yaşında olmasına rağmen o kadar çalışkanki özenmeden duramıyorum. Ama babam, onunda hakkına giriyor. Başka çalışan d…