Kırık kanatlar

Kuzeyin ilk sabahı

Yazar:

Kırık kanatlar - Sıla Dursun kitap kapağı
Kırık kanatlar kitap kapağı

Bölüm 9 – Kuzey’in Sabahı Festivalin üzerinden birkaç gün geçmişti. Şato yeniden eski düzenine dönmüştü. Fakat bir şey değişmişti. Artık koridorlarda yürürken hizmetkârların yüzünde yalnızca saygı değil, samimi gülümsemeler de görüyordum. Sabah erkenden odamdaki pencereyi açtım. Kış güneşi, ince bir ışık huzmesiyle karların üzerine vuruyordu. Avluda askerlerin eğitim sesleri yükseliyordu. Her zamanki gibi… Andrew gün doğmadan antrenmana başlamıştı. Eliana saçlarımı örerken aynadan bana baktı. “Leydim.” “Evet?” “Dük Hazretleri son zamanlarda daha az çalışıyor.” Şaşkınlıkla ona döndüm. “Andrew mu?” “Evet.” “Eskiden günün büyük kısmını eğitim alanında geçirirdi.” “Şimdi ise…” Eliana gülümseyerek sözünü tamamladı. “…boş kaldığı ilk anda sizi arıyor.” Yüzüm istemsizce kızardı. “Abartıyorsun.” Livia da kıkırdadı. “Hayır, gerçekten öyle.” Tam o sırada kapı çalındı. “Leydim.” Damian’ın sesi duyuldu. “Dük Hazretleri sizi kahvaltıya bekliyor.” ⸻ Yemek salonuna girdiğimde Andrew her zamanki yerindeydi. Ancak bu kez önünde ne bir dosya ne de harita vardı. Sadece iki fincan sıcak çay… Ve yeni pişmiş ekmekler. Beni görünce ayağa kalktı. “Günaydın.” “Günaydın.” Yerime oturduğumda çayı fincanıma kendisi doldurdu. Bu küçük hareket bile salondaki hizmetkârları şaşırtmaya yetmişti. Teşekkür ederek fincanı aldım. “Kahvaltıdan sonra bir yere gideceğiz.” Merakla baktım. “Nereye?” “Köye.” “Bir sorun mu var?” “Hayır.” “Dün gece yoğun kar yağdığı için birkaç evi kontrol edeceğim.” Sonra bana baktı. “Gelmek ister misin?” Hiç düşünmeden gülümsedim. “Elbette.” ⸻ Bir saat sonra iki atla şatodan ayrıldık. Köy, şatoya yarım saatlik mesafedeydi. Yol boyunca ağaçların dallarındaki karlar güneş ışığında parlıyordu. Sessizliği ben bozdum. “Buraya ilk geldiğimde…” “Evet?” “Kuzey’i hep gri sanıyordum.” “Evet.” “Ama şimdi öyle görünmüyor.” Andrew etrafına baktı. “Neden?” “Güzelliğini görmeye başladım.” Andrew’un bakışlarında yine o yumuşak ifade belirdi. “Sanırım Kuzey de seni benimsedi.” ⸻ Köye vardığımızda çocuklar bizi görünce sevinçle koşmaya başladı. “Dük Hazretleri!” “Düşes Hazretleri!” Yaşlı köylüler saygıyla eğilirken ben tek tek hâllerini sormaya başladım. Bir evin önünde yaşlı bir kadın ağır odunları taşımaya çalışıyordu. Hemen yanına gittim. “İzin verir misiniz?” Kadın şaşkınlıkla bana baktı. “Olmaz Leydim, siz taşıyamazsınız.” Gülümseyerek odunların bir kısmını elime aldım. “Deneyelim.” Andrew birkaç adım geride durmuş bizi izliyordu. Kadının evine kadar birlikte yürüdük. İçeri girdiğimizde yaşlı kadın gözleri dolarak elimi tuttu. “Yıllardır bu köyde yaşıyorum.” “İlk kez bir düşes evime girdi.” Ne diyeceğimi bilemedim. “Ben sadece yardım ettim.” Kadın başını salladı. “Bazen bir yardım…” “…insanın bütün gününü güzelleştirir.” ⸻ Öğleden sonra dönüş yolunda hafif bir kar yağışı başladı. Atlarımızı yavaşlattık. Tam o sırada yol kenarında yaralı küçük bir kutup tilkisi gördüm. “Andrew!” Atımdan inip dikkatlice yanına çömeldim. Hayvanın ön ayağı yaralanmıştı. Korkudan titriyordu. Elimi yavaşça uzattım. “Korkma…” Boynumdaki kolye hafifçe ısındı. Avuçlarımın arasında altın renkli, yumuşak bir ışık belirdi. Tilkinin yarası yavaşça kapanmaya başladı. Hayvan birkaç kez bana baktı. Sonra ayağa kalkıp küçük burnunu elime dokundurdu. Ve karların arasında gözden kayboldu. Arkamdan uzun süre konuşmayan Andrew sonunda sessizce sordu. “Bunu daha önce de yapmış mıydın?” Başımı iki yana salladım. “Hayır.” “İlk kez oldu.” Andrew düşünceli bir ifadeyle boynumdaki kolyeye baktı. “Demek gücün uyanmaya başladı.” Sesinde korku yoktu. Sadece derin bir merak vardı. Yolumuza devam ederken ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk. Bu güç… Sadece yaraları iyileştirmek için mi verilmişti? Şatoya döndüğümüzde güneş çoktan batmaya başlamıştı. Avluda çalışan hizmetkârlar bizi görünce saygıyla eğildi. Ben ise hâlâ yolda iyileştirdiğim küçük tilkiyi düşünüyordum. Gerçekten ben mi yapmıştım? Yoksa annemin bana bıraktığı kolye mi? Atımdan inerken düşüncelerime dalmış olmalıyım ki ayağım üzengiye t…

Bölümün tamamını WritePad'de oku