Kuzeye alışmak
Yazar: Sıla Dursun

Bölüm 8 –kuzeye alışmak Aradan bir ay daha geçmişti. Kuzey’in sert kışı yavaş yavaş gücünü kaybetmeye başlamıştı. Kar hâlâ yağıyordu. Ama artık güneş, bulutların arasından daha sık görünüyordu. Şatonun kasvetli koridorları bile eskisi kadar soğuk hissettirmiyordu. Belki de değişen şato değildi. Bizdik. ⸻ Son haftalarda Andrew’u yalnızca yemeklerde görmüyordum. Bazen sabah kahvaltısını birlikte ediyor… Bazen kütüphanede aynı masada saatlerce sessizce kitap okuyorduk. Konuşmalarımız hâlâ uzun değildi. Ama artık sessizlik rahatsız etmiyordu. Birbirimizin yanında susabilmek bile tuhaf bir huzur veriyordu. ⸻ O sabah kahvaltıdan sonra Eliana telaşla odama geldi. “Leydim!” “Ne oldu?” “Dük Hazretleri sizi bekliyor.” “Bir sorun mu var?” “Hayır.” Genç kız heyecanla gülümsedi. “Bugün sizi şehrin bahar festivaline götürecekmiş.” Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım. “Festival mi?” “Kuzey’de her yıl karların ilk kez erimeye başladığı gün kutlanır.” Kalbim istemsizce hızlandı. ⸻ Şatonun önüne indiğimde Andrew çoktan hazırlanmıştı. Üzerinde siyah bir pelerin, belinde kılıcı vardı. Beni görünce birkaç saniye baktı. “Hazır mısın?” “Evet.” Atlara doğru yürürken dayanamadım. “Birdenbire festivale gitmeye nasıl karar verdiniz?” Andrew dizginleri eline aldı. “Sen hiç Kuzey halkını görmedin.” “Onlar da seni.” “Kendi düşeslerini tanımaları gerekiyor.” “Ya beni sevmezlerse?” Andrew hiç düşünmeden cevap verdi. “O zaman sorun onlardadır.” İstemsizce gülümsedim. ⸻ Şehir meydanı beklediğimden çok daha kalabalıktı. Her yer mavi ve gümüş bayraklarla süslenmişti. Çocuklar karların üzerinde oynuyor… Esnaflar sıcak içecekler dağıtıyordu. Biz meydana girer girmez herkes saygıyla eğildi. “Dük Hazretleri!” “Düşes Hazretleri!” Andrew kısa bir baş hareketiyle selamlarını karşıladı. Ben ise gülümseyerek insanlara el salladım. Kalabalığın arasından küçük bir kız çocuğu utana sıkıla bana yaklaştı. Elinde beyaz bir çiçek vardı. “B-Bu…” “Bunu sizin için topladım.” Diz çökerek onunla aynı hizaya geldim. “Benim için mi?” Küçük kız başını salladı. “Çok teşekkür ederim.” Çiçeği alınca kızın yüzü mutlulukla aydınlandı. Tam annesinin yanına koşacakken ayağı kaydı. Düşmesine saniyeler kala onu tuttum. “Yavaş.” Kız gülerek bana sarıldı. “Eve gidince herkese anlatacağım!” Koşarak uzaklaştığında meydandaki insanlar sessizce bizi izliyordu. Bir kadın duygulanarak fısıldadı. “Düşes gerçekten söylendiği gibi biriymiş.” Andrew bütün bunları sessizce izliyordu. Damian ona yaklaşıp alçak sesle konuştu. “Halk sizi ilk kez bu kadar rahat görüyor.” Andrew’un bakışları hâlâ bendeydi. “Çünkü ilk kez rahat hissediyorum.” Damian duyduklarına inanamadı. ⸻ Festival ilerledikçe meydandaki müzikler hızlandı. Gençler meydanın ortasında dans etmeye başladı. Ben onları ilgiyle izlerken yaşlı bir kadın yanıma geldi. “Düşes Hazretleri.” “Buyurun.” “Gelenek gereği ilk dansı Dük ve Düşes eder.” Ne diyeceğimi bilemedim. Andrew da belli belirsiz şaşırmıştı. “Bu bir gelenek mi?” Kadın gülerek başını salladı. “Yüzyıllardır.” Meydandaki herkes bize bakmaya başlamıştı. Utançla Andrew’a döndüm. “İsterseniz…” “Cevap vermek zorunda değilsiniz.” Andrew birkaç saniye sustu. Sonra bana doğru elini uzattı. “Gelenekleri bozmayı pek sevmem.” Elini görünce gülümsedim. Ve avucumu onun eline bıraktım. Meydanda alkışlar yükseldi. Müzik yavaşladı. Andrew diğer elini nazikçe belimin biraz üzerine koydu. Ben de omzuna hafifçe dokundum. İlk birkaç adım ikimiz de biraz çekingen hareket ettik. Sonra ritim kendiliğinden bizi yönlendirmeye başladı. “İyi dans ediyorsunuz.” Andrew’un dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. “Sen de.” “Ben çocukken annem öğretmişti.” “Benim öğretmenim ise komutanımdı.” İkimiz de aynı anda güldük. Bu kez gerçekten. Çevremizdeki insanlar şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Çünkü Kuzey Dükü Andrew… Yıllar sonra ilk kez halkın önünde gülümsüyordu. Tam o sırada… Ruh bağı yeniden hafifçe parladı. Bu kez ne acı vardı ne de tehlike. Sadece ikimizin hissedebildiği derin bir sıcaklık. Andrew da bunu hissetmişti.…