Kutsal kiliseye dönüş
Yazar: Sıla Dursun

33 – Kutsal Kiliseye Dönüş Konsey dağıldıktan sonra saray koridorları alışılmadık derecede hareketliydi. Hizmetkârlar kendi aralarında fısıldaşıyor, şövalyeler sessizce Veronica ile Andrew’a bakıyordu. Haberin sarayın dışına çıkması uzun sürmemişti. “Işığın Tanrıçası’nın varisi…” “Arnold yeniden doğmuş…” “Efsane geri döndü…” Bu sözler koridorlarda yankılanıyordu. Veronica ise bunların hiçbirine alışamamıştı. Yalnızca birkaç gün önce sıradan bir hayat sürerken, şimdi herkes ona farklı gözlerle bakıyordu. ⸻ Öğleden sonra Kral Alaric, Andrew ve Veronica’yı çalışma odasına çağırdı. Kapı kapanınca odada yalnızca üçü kaldı. Kral masasından kalkarak pencerenin önüne yürüdü. “Size bir ricam var.” Andrew dikkatle dinliyordu. “Kilise yolculuğunuz boyunca yaşanacak her şeyi bana bildirin.” “Çünkü artık bu mesele yalnızca sizin kaderiniz değil.” “Bütün kıtanın kaderi.” Andrew başını eğdi. “Emredersiniz, Majesteleri.” Kral bu kez Veronica’ya döndü. “Kiliseye döndüğünde sana herkes aynı gözle bakmayacak.” “Bazıları seni umut olarak görecek.” “Bazıları ise senden korkacak.” “Bunu unutma.” Veronica sakin bir sesle cevap verdi. “Anlıyorum.” Kral hafifçe gülümsedi. “İşte bu yüzden doğru kişinin sen olduğuna inanıyorum.” ⸻ İki gün sonra… Şafak henüz yeni sökmüştü. Saray avlusunda yolculuk hazırlıkları tamamlanmıştı. Önde Kutsal Kilise’nin beyaz sancaklarını taşıyan şövalyeler… Ortada Veronica ile Andrew’un bineceği atlar… Arkalarında ise Başrahip Lucien ve birkaç rahip. Veronica atına binmeden önce saraya son kez baktı. Burası artık ikinci evi olmuştu. Andrew sessizce yanına geldi. “Hazır mısın?” Veronica hafifçe gülümsedi. “Sanırım.” “Biraz heyecanlıyım.” Andrew da gülümsedi. “Ben de.” Veronica şaşkınlıkla ona baktı. “Sen mi?” “Hayatımda ilk kez Kutsal Kilise’ye gidiyorum.” “Doğal olarak merak ediyorum.” Veronica istemeden güldü. “O zaman sana rehberlik etmek bana düşüyor.” Andrew başını eğerek gülümsedi. “Memnuniyetle kabul ederim.” ⸻ Yolculuk üç gün sürdü. Üçüncü günün öğleden sonrasında, dağların arasından yükselen bembeyaz kuleler görünmeye başladı. Veronica’nın nefesi kesildi. “…Eve geldim.” Kutsal Kilise… Bembeyaz mermer duvarları güneş ışığında parlıyordu. Renkli vitraylardan süzülen ışık avluyu gökkuşağı renklerine boyuyordu. Merkezdeki dev güneş sembolü hâlâ yerindeydi. Hiçbir şey değişmemiş gibiydi. Yalnızca… Veronica değişmişti. Ana kapılar ağır ağır açıldı. İçeride onlarca rahip, rahibe ve kutsal şövalye iki sıra hâlinde bekliyordu. Başrahip Lucien öne çıktı. “Veronica.” “Hoş geldin.” Veronica başını eğdi. “Tekrar burada olmak garip hissettiriyor.” Tam o sırada kalabalığın arasından genç bir kadın koşarak çıktı. “Veronica!” Veronica başını kaldırır kaldırmaz gözleri büyüdü. “Liana?” Genç kadın hiç düşünmeden ona sarıldı. “Gerçekten sensin!” “Seni yıllardır görmüyordum!” Veronica da gülümseyerek ona sarıldı. “Ben de seni çok özledim.” Liana çocukluğundan beri en yakın arkadaşlarından biriydi. Birlikte ders almış, birlikte bahçede çalışmış, birlikte sayısız yaramazlık yapmışlardı. Biraz sonra iki kişi daha yanlarına geldi. Uzun boylu, kumral saçlı genç bir rahip adayı gülümseyerek el salladı. “Veronica.” “Lucas…” Veronica’nın yüzü aydınlandı. Arkasından kısa boylu, kızıl saçlı neşeli bir rahibe adayı da yaklaştı. “Eğer gerçekten sen olmasaydın sana inanmayacaktım.” “Mira!” Kısa süre içinde dört eski arkadaş yeniden bir araya gelmişti. Andrew onları sessizce izliyordu. Veronica’nın yüzündeki rahatlamayı ilk kez görüyordu. Burada… Gerçekten mutlu görünüyordu. Liana sonunda Andrew’u fark etti. Merakla Veronica’nın kulağına eğildi. “Kılıç taşıyan şu yakışıklı şövalye kim?” Veronica’nın yanakları bir anda pembeleşti. “Ş-şey…” “O…” Andrew tam o sırada yanlarına geldi. “Andrew.” “Kendimi tanıtmayı unuttum.” Liana kibarca selam verdi. “Ben Liana.” “Mira.” “Lucas.” Andrew da aynı nezaketle başını eğdi. “Tanıştığımıza memnun oldum.” Mira, Veronica ile Andrew arasında gidip gelen bakışları fark edince dudaklarında yaramaz bir gülümseme belirdi.…