Kırık kanatlar

İtiraf

Yazar:

Kırık kanatlar - Sıla Dursun kitap kapağı
Kırık kanatlar kitap kapağı

30 Geçmiş – itiraf İlkbahar… Kışın sert soğuğu çekilmiş, vadiler yeniden renklere bürünmüştü. Tapınağın arkasındaki geniş kır, sayısız yabani çiçekle kaplanmıştı. Beyaz zambaklar… Mavi çan çiçekleri… Mor lavantalar… Ve güneşe doğru uzanan altın sarısı kır çiçekleri… Seraphine, çiçeklerin arasında tek başına yürüyordu. Ayakkabılarının altındaki çimenler usulca eğiliyor, baharın tatlı rüzgârı uzun platin sarısı saçlarını omuzlarının üzerinden savuruyordu. Bir süre durdu. Önündeki çiçek denizini sessizce izledi. Yüzüne huzurlu bir gülümseme yerleşti. Tam o sırada… Arkasındaki otların arasından hafif bir hışırtı duyuldu. Seraphine yavaşça arkasına döndü. Rüzgâr aynı anda biraz daha kuvvetlendi. Uzun saçları yana doğru savrulurken, karşısındaki siyah saçlı adamın saçları da aynı rüzgârla hafifçe dalgalandı. Arnold. O da olduğu yerde durmuştu. Göz göze geldiler. Bir saniye… İki saniye… Hiçbiri konuşmadı. Sanki bütün kır sessizleşmişti. Rüzgâr… Kuş sesleri… Uzakta akan derenin şırıltısı… Hepsi silinmiş gibiydi. Arnold, Seraphine’nin güneş ışığında parlayan saçlarına bakarken aklından yine aynı düşünce geçti. “Nasıl oluyor da onu her gördüğümde ilk kez görüyormuş gibi hissediyorum?” Seraphine ise onun koyu gözlerine bakıyordu. O bakışlarda güven vardı. Huzur vardı. Ve son zamanlarda kalbinin daha hızlı atmasına sebep olan o açıklayamadığı his… İkisi de aynı anda hafifçe gülümsedi. Sessizliği ilk bozan Arnold oldu. “Sanırım yine seni izlerken yakalandım.” Seraphine gülümseyerek yaklaştı. “Bu kaçıncı oluyor?” Arnold düşünüyormuş gibi yaptı. “Saymayı bıraktım.” Seraphine hafifçe güldü. “Bu biraz ürkütücü.” Arnold da güldü. “Evet.” “Farkındayım.” İkisi yan yana yürümeye başladılar. Çiçekler dizlerine kadar uzanıyordu. Rüzgâr estikçe rengârenk taç yaprakları etraflarında dans ediyordu. Bir süre hiçbir şey söylemeden yürüdüler. Artık sessizlikleri garip gelmiyordu. Konuşmadan da birbirlerinin yanında rahat olabiliyorlardı. Seraphine eğilip küçük, beyaz bir papatya kopardı. Parmaklarının arasında döndürürken usulca sordu. “Arnold.” “Hmm?” “Sence kader gerçekten var mı?” Arnold birkaç saniye düşündü. “Eskiden buna inanmazdım.” “Peki şimdi?” Bakışlarını Seraphine’ye çevirdi. “Şimdi…” “…inanmak istiyorum.” “Neden?” Arnold gülümsedi. “Çünkü seni tanımamın başka bir açıklamasını bulamıyorum.” Seraphine’nin nefesi hafifçe kesildi. Kalbi beklenmedik şekilde hızlandı. Arnold yürümeyi bıraktı. Yüzündeki sakin ifade ilk kez biraz çekingen görünüyordu. “Bir şey söyleyeceğim.” Seraphine de durdu. “Dinliyorum.” Arnold derin bir nefes aldı. “Hayatım boyunca savaş meydanlarında bulundum.” “Sayısız insan tanıdım.” “Kraliçeler, soylular, komutanlar…” “Ama hiçbiri…” Gözlerini doğrudan Seraphine’ninkilere çevirdi. “…bana senin hissettirdiğini hissettirmedi.” Seraphine’nin kalbi göğsüne sığmıyordu. Arnold devam etti. “Senin yanındayken kendimi olduğum kişi gibi hissediyorum.” “Hiçbir unvanım yokmuş gibi.” “Sadece…” “…Arnold.” Rüzgâr yeniden esti. Seraphine’nin gözleri hafifçe doldu. O da derin bir nefes aldı. “Ben de sana bir şey söylemek istiyorum.” Arnold sessizce bekledi. “İnsanlar bana yüzyıllardır aynı gözlerle bakıyor.” “Saygıyla…” “Hayranlıkla…” “Bazen korkuyla…” “Ama sen…” Yumuşakça gülümsedi. “…ilk günden beri bana sadece Seraphine olarak baktın.” Bir adım daha yaklaştı. “Ve bunun için sana minnettar değilim.” Arnold şaşkınlıkla baktı. “Değil misin?” Seraphine başını iki yana salladı. “Çünkü bu duygu minnettarlığı çoktan geçti.” Kısa bir sessizlik oldu. Sonra gözlerinin içine bakarak fısıldadı: “Sanırım…” “…sana âşık oluyorum.” Arnold’un gözlerinde şaşkınlıkla birlikte tarifsiz bir mutluluk belirdi. Yavaşça gülümsedi. “Sanırım mı?” Seraphine utangaçça güldü. “Hayır.” Başını hafifçe eğdi. “Artık eminim.” Arnold da ona doğru bir adım attı. “Ben emin olalı uzun zaman oldu.” Seraphine başını kaldırdı. “Ne zamandan beri?” Arnold hiç düşünmeden cevap verdi. “Tapınağın merdivenlerinde seni ilk gördüğüm günden beri.” İkisi de gülümsedi. O gün birbirlerine büy…

Bölümün tamamını WritePad'de oku