İkinci karşılaşma
Yazar: Sıla Dursun

28 Geçmiş – İkinci Karşılaşma Aradan üç gün geçmişti. Arnold, kraliyet muhafızlarıyla birlikte başkentin kuzey kapısındaki devriyeyi yeni tamamlamıştı. Atının dizginlerini gevşetirken yardımcısı Lucien yanına yaklaştı. “Komutan, bugün dinlenebilirsiniz.” Arnold kısa bir “Hımm.” diyerek cevap verdi. Fakat aklı başka yerdeydi. Son üç gündür, ne zaman kısa bir an yalnız kalsa mermer basamaklarda duran o altın saçlı kadını hatırlıyordu. Bu durum onu şaşırtıyordu. Hayatı boyunca sayısız insanla karşılaşmıştı. Hiçbiri zihninde bu kadar yer etmemişti. Tam o sırada uzaktan çan sesleri yükseldi. Lucien gülümsedi. “Tapınakta bugün ücretsiz şifa günü varmış.” Arnold başını kaldırdı. “Öyle mi?” “Evet. Tanrıça da bizzat oradaymış.” Arnold birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra dizginleri çevirdi. “Ben biraz şehir merkezine uğrayacağım.” Lucien şaşkınlıkla arkasından baktı. “Şehir merkezi mi?” Arnold cevap vermedi. Kendisi de neden oraya gittiğini tam olarak açıklayamıyordu. ⸻ Tapınağın bahçesi her zamankinden daha sakindi. Seraphine, büyük meşe ağacının altında oturmuş yaşlı bir kadının dizindeki yarayı iyileştiriyordu. Avuçlarından yayılan yumuşak altın ışık birkaç saniye içinde yarayı tamamen kapattı. Yaşlı kadın gözyaşları içinde ellerine sarıldı. “Tanrıçam… size minnettarım.” Seraphine nazikçe kadının ellerini tuttu. “Bana değil.” “İyileşeceğine inanan kalbine teşekkür et.” Kadın ayrıldıktan sonra Seraphine derin bir nefes aldı. Tam başını kaldırdığı sırada… Bahçenin girişinde duran siyah pelerinli birini gördü. Arnold. Göz göze geldiler. Bu kez ikisi de şaşırmadı. Sanki birbirlerini yeniden göreceklerini zaten biliyorlarmış gibi. Seraphine ayağa kalktı. Arnold birkaç adım yaklaştı. “Merhaba.” Seraphine gülümsedi. “Tekrar karşılaşacağımızı hissetmiştim.” Arnold istemsizce gülümsedi. “Ben de.” İkisi de bu cevaba kısa bir an şaşırdı. Arnold boğazını temizledi. “Aslında…” Bir an durdu. “Kente yolum düşmüştü.” Seraphine’nin gözlerinde hafif bir muziplik belirdi. “Gerçekten mi?” “Evet.” “Tesadüfen mi?” Arnold, ilk kez bir savaş meydanında hissetmediği kadar hazırlıksız yakalanmıştı. “Belki…” “…tamamen tesadüf değildir.” Seraphine’nin gülümsemesi biraz daha büyüdü. “Ben de öyle düşünmüştüm.” Rüzgâr hafifçe esti. Ağaçtan kopan birkaç beyaz çiçek ikisinin arasına düştü. Kısa bir sessizlik oldu. Arnold etrafına baktı. “Her gün bu kadar çok insan geliyor mu?” “Evet.” “Bazen daha da fazla.” “Yorulmuyor musun?” Seraphine, bahçede oynayan çocuklara baktı. “Yoruluyorum.” Arnold şaşırdı. “Bunu söylemeni beklemiyordum.” Seraphine hafifçe güldü. “Tanrıça olsam da dinlenmeye ihtiyacım var.” “Acıkıyorum.” “Bazen uykusuz kalıyorum.” “Bazen de…” Gökyüzüne baktı. “…sadece kimsenin beni tanımadığı bir yerde yürümeyi istiyorum.” Arnold dikkatle dinliyordu. “O zaman neden yapmıyorsun?” Seraphine omuz silkti. “Çünkü insanlar benden umut bekliyor.” “Ve onları hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum.” Arnold bir süre sustu. Sonra sakin bir sesle konuştu. “Bence…” Seraphine ona baktı. “…sen de bazen sadece Seraphine olabilmelisin.” Bu sözler genç kadını derinden etkiledi. Çünkü yıllardır herkes ona “Tanrıçam” diye seslenmişti. İlk kez biri, unvanının ötesindeki kişiyi görmüştü. Seraphine’nin yüzündeki gülümseme bu kez daha içtendi. “Teşekkür ederim.” Arnold başını hafifçe eğdi. “Ne için?” “Bana tanrıça gibi değil…” Kısa bir duraksamadan sonra ekledi: “…bir insan gibi davrandığın için.” Arnold’un cevabı gecikmedi. “Çünkü öylesin.” İkisi de bir süre konuşmadı. Fakat bu sessizlik, ilk karşılaşmalarındaki gibi yabancı değildi. Aralarında yavaş yavaş kurulan güvenin sessizliğiydi. O anda ne Seraphine ne de Arnold bunun farkındaydı.