Kırık kanatlar

Kaderin mührü

Yazar:

Kırık kanatlar - Sıla Dursun kitap kapağı
Kırık kanatlar kitap kapağı

3 Bölüm- Kaderin mührü Batı Kulesi’nin çanları durmaksızın çalmaya devam ediyordu. Her yankı, sanki şatonun taş duvarlarına değil de kalbime vuruyordu. Andrew birkaç saniye hiç konuşmadı. Sonra sakin ama tartışmaya yer bırakmayan bir sesle konuştu. “Damian.” “Efendim.” “Kimsenin paniğe kapılmasına izin verme.” “Çanın neden çaldığını da kimse öğrenmeyecek.” “Emredersiniz.” Damian başını eğdi, ancak odadan çıkmadan önce bana kısa bir bakış attı. Merakla… Ve ilk kez, saygının yanında hafif bir şaşkınlıkla. Kapı kapandı. Odadaki sessizlik yeniden üzerimize çöktü. Andrew pencereye doğru yürüdü. Kar hâlâ yağıyordu. “Dün gece…” dedi gözlerini dışarıdan ayırmadan. “Beni izliyordun.” Kalbim bir an duracak gibi oldu. “Bunu…” “Nasıl anladınız?” “Döndüğümde senin bulunduğun pencereyi gördüm.” Kısa bir sessizlik oldu. “Ve…” “Ruh bağı ilk kez o anda kendini hissettirdi.” Sözleri üzerine başımı eğdim. “Özür dilerim.” “Neden?” “Sizi izlememem gerekiyordu.” Andrew yavaşça bana döndü. “Senden hesap sormuyorum.” Sesinde öfke yoktu. Sadece alışılmış o sakin ton vardı. “Anlamaya çalışıyorum.” Bu cümleyi ondan duymayı beklemiyordum. Ben de birkaç adım yaklaştım. “Ben de.” İlk kez… İkimiz de aynı şeyi hissediyorduk. Birbirimizi anlamaya çalışıyorduk. Tam o sırada kapının dışında baston sesi duyuldu. Andrew’un yüzündeki ifade bir anda sertleşti. “İçeri gir.” Kapı ağır ağır açıldı. İçeri, bembeyaz saçları beline kadar uzanan yaşlı bir adam girdi. Üzerinde koyu lacivert bir cübbe vardı. Boynunda ise altın renkli kutsal bir mühür taşıyordu. Adam içeri girer girmez bakışlarını bana çevirdi. Uzun süre gözlerimin içine baktı. Sonra… Sanki dizlerindeki güç çekilmiş gibi bastonuna tutundu. “İmkânsız…” Andrew sakinliğini koruyordu. “Söyle, Başkahin.” Yaşlı adam güçlükle konuştu. “Bu genç kadın…” “Şifa Tanrıçası’nın mührünü taşıyor.” Ben istemsizce kolyeme dokundum. “Bu kolyeyi mi kastediyorsunuz?” Başkahin yavaşça başını iki yana salladı. “Hayır.” “Kolyeyi değil.” “Ruhunu.” Odanın içindeki hava ağırlaştı. Ne dediğini anlayamamıştım. Andrew’un gözleri hafifçe kısıldı. “Emin misin?” Başkahin derin bir nefes aldı. “Elli yıldır kutsal mühürleri okuyorum.” “Yanılmam.” Sonra bastonuyla yavaşça Andrew’u işaret etti. “Ve sen…” “Düşmüş Melek Kralı’nın mührünü taşıyorsun.” Ardından bastonunu yere vurdu. Taş zeminde yankılanan sesle birlikte odanın ortasında altın renkli ince bir ışık çemberi belirdi. Işık, önce benim ayaklarımın altını sardı. Sonra Andrew’un. Bir sonraki anda iki ışık birbirine doğru uzandı. İncecik altın iplikler gibi… Havada birleştiler. Başkahin gözlerini kapattı. Titreyen sesiyle, yıllardır unutulmuş kadim bir kehaneti okumaya başladı. “Işığın kızı ile karanlığın varisi…” “Aynı gökyüzünün altında yeniden buluştuğunda…” “Kadim bağ uyanacak.” “Onlar birbirlerinin yaralarını saracak…” “Birbirlerinin acısını paylaşacak…” “Fakat unutulmuş olan son satır gerçekleşirse…” Yaşlı adamın sesi kesildi. Bir anda gözleri dehşetle açıldı. Andrew hemen sordu. “Son satır ne?” Başkahin’in yüzü bembeyaz olmuştu. “…Hatırlamıyorum.” “Ne demek hatırlamıyorsun?” “Yıllardır kehaneti ezbere bilirim.” “Fakat…” “Eğer ruh bağı gerçekten uyandıysa…” “Son satır…” “…kendini kehanet gerçekleşmeden önce kimseye okutmaz.” Odadaki herkes sustu. Başkahin’in gözleri önce Andrew’a, sonra bana çevrildi. Alçak ama kesin bir sesle konuştu. “Çünkü o satır…” “…ikinizden hangisinin diğerini kurtarmak için her şeyini feda edeceğini anlatıyor.” Şöminedeki alev bir anda şiddetle yükseldi. Ve ikimizin bileklerinde, aynı anda siyah ve altın renkli ince bir mühür belirdi. Ruh bağı… Artık sadece hissedilmiyordu. Görünür hâle gelmişti. Bölüm 3 – Uyanan Ruh Bağı Odadaki hiç kimse konuşmuyordu. Bileklerimizde beliren mühürler yavaş yavaş soluklaşırken, Başkahin hâlâ şaşkınlık içinde bize bakıyordu. Andrew ilk sessizliği bozdu. “Bu odada konuşulanlar buradan dışarı çıkmayacak.” Sesi sakindi. Ama emir vermesine gerek bile yoktu. Başkahin bastonuna dayanarak başını eğdi. “Elbette, Ekselansları.” Damian…

Bölümün tamamını WritePad'de oku