Kırık kanatlar

Tas duvar ardindaki

Yazar:

Kırık kanatlar - Sıla Dursun kitap kapağı
Kırık kanatlar kitap kapağı

– Taş Duvarın Ardındaki Ses Salonun içi bir anda sessizliğe gömüldü. Veronica’nın avucundaki beyaz tüy yumuşak bir ışık yaymaya devam ediyordu. Ne sıcaktı ne de soğuk… Sanki canlıydı. Andrew yavaşça Veronica’nın önüne geçti. “Kıpırdama.” Sesi her zamanki kadar sakindi ama eli kılıcının kabzasını sıkıca kavramıştı. Taş duvarın ardından aynı ses yeniden yükseldi. “Yüzyıllardır bekledim…” Veronica istemeden bir adım öne çıktı. “Kimsin?” Birkaç saniye boyunca cevap gelmedi. Sonra duvarın üzerindeki altın çatlaklar genişlemeye başladı. Işık taşların arasından ince çizgiler hâlinde süzülüyor, bütün salonu aydınlatıyordu. Elias dizlerinin üzerine çöktü. “Dua etmiştim…” “Bu günün gelmeyeceğini ummuştum.” Andrew kaşlarını çattı. “Bunun anlamı ne?” Yaşlı muhafız gözlerini duvardan ayırmadı. “Bu duvar bir kapı değildir.” “Bir mühürdür.” “Ve o mühür, içerideki kişiyi dışarı çıkarmak için değil…” Sesi titredi. “…dışarıdakileri ondan korumak için yapıldı.” Veronica’nın boğazı düğümlendi. “İçeride biri mi var?” Elias ağır ağır başını salladı. “Yüzyıllardır.” Bu sözün ardından bütün salon hafifçe sarsıldı. Sunağın çevresindeki taş zeminde ince çatlaklar oluştu. Veronica’nın elindeki beyaz tüy daha parlak yanmaya başladı. Sanki duvarın arkasındaki şeye cevap veriyordu. Bir anda Veronica’nın gözlerinin önü karardı. ⸻ Kendini bembeyaz bir boşlukta buldu. Etrafında ne duvar vardı ne de zemin. Sadece sonsuz bir ışık… Karşısında uzun boylu bir kadın duruyordu. Beline kadar uzanan gümüşe çalan platin sarısı saçları vardı. Üzerinde beyaz ve altın işlemeli eski bir elbise bulunuyordu. Kadının yüzü Veronica’nınkine şaşırtıcı derecede benziyordu. Veronica nefesini tuttu. “…Sen…” Kadın hafifçe gülümsedi. “Benim adım Seraphine.” “Seni uzun zamandır bekliyordum.” Veronica’nın kafası karışmıştı. “Beni tanıyor musun?” “Elbette.” Kadın yavaşça yaklaştı. “Çünkü sen benim soyumsun.” Veronica’nın kalbi hızla çarpmaya başladı. “Ne demek istiyorsun?” Seraphine elini Veronica’nın alnına hafifçe dokundurdu. Bir anda sayısız görüntü zihnine doldu. Gökyüzünde süzülen beyaz kanatlı insanlar… Işıkla örülmüş dev şehirler… Göğe uzanan kristal kuleler… Ve ardından… Alevler. Savaş. Yıkılan şehirler. Parçalanan kristaller. İnsanlarla kanatlı varlıkların birlikte savaştığı büyük bir meydan. Son görüntüde ise Seraphine, elindeki parlayan beyaz tüyü genç bir kadına teslim ediyordu. O genç kadın… Veronica’nın annesi Eleanor’du. Veronica irkilerek geri çekildi. “Annem…” Seraphine başını eğdi. “Eleanor, emaneti son ana kadar korudu.” “Şimdi sıra sende.” Veronica konuşacakken görüntüler bir anda dağıldı. ⸻ Gözlerini yeniden açtığında Andrew diz çökmüş, omzunu tutuyordu. “Veronica!” “İyi misin?” Veronica derin bir nefes aldı. “Evet…” Başını kaldırıp duvara baktı. Artık altın çatlaklar durmuştu. Salon yeniden sessizdi. Avucundaki beyaz tüy ise yavaş yavaş ince kristal tozlarına dönüşerek havaya karıştı. Elias ayağa kalktı. “Ne gördün?” Veronica birkaç saniye sustu. “Bir kadın.” “Adı Seraphine’di.” Bu ismi duyar duymaz Elias’ın yüzündeki renk çekildi. Andrew ilk kez onu bu kadar şaşkın görüyordu. Yaşlı muhafız neredeyse fısıldayarak konuştu. “Bu… mümkün değil.” “Neden?” “Efsanelere göre Seraphine…” Sesi kesildi. “…ilk Kanat Muhafızıydı.” Tam o sırada, salonun tavanından küçük bir taş parçası yere düştü. Ardından ikinci… Üçüncü… Duvarın içinden derin bir çatırdama yükseldi. Andrew kılıcını yeniden çekti. “Elias.” “Mühür dayanıyor mu?” Yaşlı adam, çatlaklara baktı ve yüzü asıldı. “Hayır.” “Artık değil.” Duvarın tam ortasında ince bir yarık açıldı. Yarığın içinden görünen tek şey vardı. Parlak, altın renginde açılmış bir çift göz…

Bölümün tamamını WritePad'de oku