Kilisenin golgesi
Yazar: Sıla Dursun

23-kilisenin gölgesi Veronica haritaları uzun süre elinde tuttu. Mum ışığı titredikçe çizgiler sanki hareket ediyor, eski mürekkep yeniden canlanıyormuş gibi görünüyordu. “Kuzeyin siyah kanatlarına güven…” Bu söz zihninde yankılanıp duruyordu. Andrew… Ona güvenmeli miydi? Kitabı dikkatlice kapattı, parşömenleri yeniden arasına yerleştirdi ve derin bir nefes aldı. “Tek başıma gidersem bu delilik olur.” Kararını vermişti. ⸻ Ertesi sabah şatonun koridorları her zamanki gibi sessizdi. Veronica elinde kehanet kitabıyla Andrew’un çalışma odasının önüne geldi. Kapıyı hafifçe tıklattı. “Gel.” İçeriden gelen sakin ses üzerine kapıyı araladı. Andrew, çalışma masasının başında oturuyor, önündeki belgeleri inceliyordu. Siyah saçlarının arasından süzülen sabah ışığı yüzünü aydınlatıyordu. Başını kaldırınca Veronica’yı gördü. “Bana ihtiyacın mı var?” Veronica birkaç adım yaklaştı. “Evet.” Andrew onun yüzündeki ciddiyeti görünce elindeki kalemi bıraktı. “Neler oldu?” Veronica masaya kehanet kitabını bıraktı. “Sanırım bir şey buldum.” Andrew kitabı açtı. Karşısına çıkan bomboş sayfalar nedeniyle kaşlarını hafifçe çattı. “Boş.” “Ben de ilk başta öyle sandım.” Veronica kitabı eline alıp son sayfalardan birini açtı. Gizli bölmeden çıkardığı parşömenleri dikkatlice masaya serdi. Andrew’un bakışları bir anda keskinleşti. Parşömenleri sessizce incelemeye başladı. Odadaki sessizlik ağırlaşıyordu. Dakikalar sonra sonunda konuştu. “…Bu imkânsız.” Veronica merakla baktı. “Ne oldu?” Andrew parmağını haritanın ortasındaki büyük yapıya koydu. “Burası gerçekten Kutsal Işık Kilisesi.” “Tanıyor musun?” “Evet.” Sesi her zamankinden daha ciddiydi. “Fakat bu çizimler halka açık değil.” Veronica şaşkınlıkla gözlerini açtı. “Nasıl yani?” “Kilisenin gerçek planı yalnızca başrahip ve kraliyet ailesinin en üst düzey üyeleri tarafından bilinir.” Bir an durdu. “Bu yer altı geçitlerini ise… ben bile ilk kez görüyorum.” Veronica’nın kalbi hızlandı. “Demek ki biri bunları yıllar önce gizlice çıkarmış.” Andrew sessizce başını salladı. Sonra haritanın köşesindeki notu fark etti. “Gerçek, herkesin dua ettiği yerde değil… kimsenin bakmadığı yerde saklıdır.” Bu cümleyi okurken yüzündeki ifade değişti. Sanki yıllardır unuttuğu bir anıyı hatırlamış gibiydi. Veronica bunu fark etti. “Andrew…” Adam gözlerini haritadan ayırmadı. “Çocukken babam bana kilisenin altında mühürlenmiş eski odalardan bahsetmişti.” Veronica dikkatle dinliyordu. “Onların sadece efsane olduğunu sanıyordum.” “Şimdi?” Andrew yavaşça doğruldu. “Artık öyle düşünmüyorum.” Tam o sırada gözü haritanın sağ alt köşesine ilişti. İncecik bir kırmızı çizgi… Şatonun bulunduğu dağdan başlayıp doğrudan kilisenin altına kadar uzanıyordu. Andrew’nın yüzü ilk kez belirgin biçimde sertleşti. “Bu…” Veronica da yaklaştı. “Nedir?” Andrew parmağını kırmızı çizgi boyunca ilerletti. “Bu eski bir kaçış tüneli.” “Şatodan mı başlıyor?” “Evet.” Derin bir sessizlik oldu. “Fakat bu tünelin varlığını tarih kayıtlarında bile görmedim.” Veronica yavaşça Andrew’a baktı. “Yani biri bunu bizden de saklamış.” Andrew gözlerini haritadan ayırmadan cevap verdi. “Evet.” Sonra kararlı bir sesle ekledi: “Bu gece gidiyoruz.” Veronica şaşkınlıkla başını kaldırdı. “Bu gece mi?” “Beklersek bu sırrı öğrenme şansımızı kaybedebiliriz.” Veronica kısa bir tereddüdün ardından başını salladı. “Tamam.” Andrew haritaları dikkatlice yeniden katladı. “Ancak bunu şatoda kimse öğrenmeyecek.” Veronica tam cevap verecekken odanın kapısı üç kez çalındı. İkisi de aynı anda kapıya döndü. Dışarıdan telaşlı bir muhafızın sesi duyuldu. “Majesteleri! Acil bir haberimiz var!” Andrew’un bakışları sertleşti. “Konuş.” Muhafızın sesi kapının ardından yankılandı. “Kutsal Işık Kilisesi bu sabah tamamen kapatıldı… Başrahip, hiç kimsenin içeri alınmaması emrini verdi.” Veronica ile Andrew sessizce birbirlerine baktılar. Sanki kilise, onların gerçeğe yaklaşacağını önceden öğrenmiş gibiydi. Odadaki hava bir anda ağırlaştı. Andrew birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. Sonra kapıya…