Kırık kanatlar

Sesiz geceler

Yazar:

Kırık kanatlar - Sıla Dursun kitap kapağı
Kırık kanatlar kitap kapağı

Bölüm 21 – Sessiz Geceler Başkente yapılan ziyaretin üzerinden üç gün geçmişti. Kuzey Şatosu, her zamanki sessizliğine yeniden kavuşmuştu. Koridorlarda yankılanan ayak sesleri… Şöminelerde çıtırdayan odunlar… Pencerelerin ardından görünen sonsuz beyazlık… Sanki hiçbir şey değişmemişti. Ama Veronica için öyle değildi. Odasının penceresinin önünde oturmuş, elindeki fincandan yükselen buharı dalgın gözlerle izliyordu. Son günlerde yaşananlar zihninde birbirine karışıyordu. Unutulmuş Kule… Gümüş taç… Lacivert kitap… Ve Andrew’un ara ara uzaklara dalan bakışları… Başını cama yasladı. İlk kez bu şatoya geldiği günü hatırladı. O zamanlar burası ona yalnızca soğuk görünmüştü. Taş duvarlar… Sessiz koridorlar… Kimsenin gülmediği yemek masaları… Andrew’un neredeyse hiç konuşmaması… Hepsi onu korkutmuştu. Ama şimdi… Aynı sessizlik ona eskisi kadar yabancı gelmiyordu. Belki de insan, zamanla en soğuk yerlere bile alışıyordu. Ya da… O yer değişmeye başlamıştı. Dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi. Andrew’u düşündü. İnsanlar ona “Kuzey’in Canavarı” diyordu. Veronica ise onun bambaşka yönlerini görmüştü. Arabadan inerken uzattığı elini… Yol boyunca üşümemesi için şöminenin yanındaki koltuğu sessizce ona bırakışını… Başkente giderken söylediği kısa ama güven veren sözleri… Kimsenin fark etmeyeceği kadar küçük davranışlardı. Ama Veronica hepsini hatırlıyordu. Belki de… İnsanları gerçekten tanımak için söylediklerinden çok, söylemediklerine bakmak gerekiyordu. Derin bir nefes aldı. Yine de içinde cevaplayamadığı sorular vardı. Andrew neden bazı anlarda başını tutuyordu? Neden kulede gördüğü görüntüler onu bu kadar sarsmıştı? Neden bazen gözlerinde, sanki çok şey kaybetmiş birinin yalnızlığı beliriyordu? Bunları ona sormayı düşündü. Ama vazgeçti. Andrew konuşmaya hazır olduğunda zaten anlatacağını hissediyordu. En azından buna inanmak istiyordu. Masasının üzerindeki lacivert kitaba baktı. Kitap günlerdir hiç tepki vermemişti. Sessizce duruyordu. Sanki doğru zamanı bekliyordu. Veronica parmaklarını kapağının üzerinde gezdirdi. “Sen de benim gibi bekliyorsun, değil mi?” Elbette cevap gelmedi. Odanın içinde yalnızca rüzgârın pencereye dokunan sesi vardı. Veronica hafifçe gülümsedi. Sonra gözlerini dışarı çevirdi. Kar taneleri usul usul düşüyordu. Bembeyaz manzaraya bakarken, ilk kez kendine dürüstçe bir itirafta bulundu. Buraya geldiğinde tek istediği şey bu evlilikten kurtulmaktı. Şimdi ise… Şatodan ayrılmayı düşündüğünde içinde garip bir boşluk hissediyordu. Bu his onu şaşırtmıştı. Çünkü değişen yalnızca şato değildi. Değişen… Belki de kendisiydi. O sırada gözleri sessizce uyumunun esiri oldu — Veronica yavaşça gözlerini açtı. Fakat açtığı yer kendi odası değildi. Yumuşak sabah güneşi, uzun ağaçların arasından süzülerek yere altın çizgiler bırakıyordu. Hafif bir rüzgâr, çiçek kokularını etrafa yayıyordu. Kuş sesleri… Yaprakların hışırtısı… Ve uzaktan gelen su sesi… Her şey o kadar gerçekti ki, bunun bir rüya olduğuna inanmak zordu. Veronica bulunduğu yere baktı. Burası daha önce hiç görmediği, ama nedense çok iyi tanıyormuş gibi hissettiği bir ormandı. Dar taş yolun iki yanında beyaz ve mavi çiçekler açmıştı. Tam o sırada arkasından tanıdık bir ses geldi. “Yine erkencisin.” Veronica arkasını döndü. Nefesi kesildi. Karşısındaki kişi Andrew’du. Ama bugünkü Andrew değildi. Üzerinde siyah işlemelerle süslenmiş uzun bir cübbe vardı. Sırtında ise heybetli siyah kanatlar, sabah güneşinin altında usulca parlıyordu. Yüzündeki sert ifade yok olmuştu. Bakışları sakindi. Ve Gülümsüyordu. Veronica ilk kez onun bu kadar rahat gülümsediğini görüyordu. Sonra kendi ellerine baktı. İnce beyaz bir elbise giyiyordu. Uzun gümüş saçları, beline kadar dalga dalga uzanıyordu. Rüzgâr saçlarını hafifçe savururken birkaç tel yüzüne düştü. Andrew yanına geldi. Tek kelime etmeden o saç tellerini nazikçe kulağının arkasına bıraktı. “Rüzgâr seni yine rahat bırakmıyor.” Veronica istemsizce gülümsedi. “Suçu rüzgâra atma.” “Sen geç kaldığın için beklemek zorunda kaldım.” Andr…

Bölümün tamamını WritePad'de oku