İmparatorun daveti
Yazar: Sıla Dursun

Bölüm 19- imparatorun daveti Kristalin ışığı yavaş yavaş sönmeye başladı. Odayı dolduran sessizlik, bu kez huzur vericiydi. Kulenin kalbi son kez konuştu. “Göreviniz burada sona erdi.” “Şimdilik.” Veronica şaşkınlıkla etrafına baktı. “Şimdilik mi?” “Yolculuğunuz yeni başladı.” “Tekrar karşılaşacağız.” Sözleri biter bitmez kristalin içindeki ışık gökyüzüne yükselen ince bir huzmeye dönüştü. Ardından bütün oda karanlığa gömüldü. Derinlerden gelen mekanik sesler yankılanmaya başladı. Taş duvarlar yavaşça yer değiştiriyor, kulenin içindeki koridorlar yeniden şekilleniyordu. Andrew, Veronica’nın yanına geçti. “Gel.” Birlikte açılan koridoru takip ettiler. Bu kez ne tuzak vardı… Ne de gizemli sesler. Sanki kule, onları sessizce uğurluyordu. Yürüdükleri koridor giderek aydınlandı. Sonunda karşılarına büyük demir kapı çıktı. Andrew kapıyı itti. Kapı ağır bir gürültüyle açıldı. Temiz dağ havası ikisinin de yüzüne çarptı. Veronica derin bir nefes aldı. İlk kez saatlerdir kapalı bir yerde olduğunu fark etmişti. Arkalarına döndüklerinde Unutulmuş Kule, sislerin arasında her zamankinden daha sessiz görünüyordu. Fakat kapı kendi kendine kapanırken içeriden son bir çan sesi yükseldi. Dong… Veronica istemsizce arkasına baktı. “Kule sanki…” “…bize veda etti.” Andrew gözlerini kuleden ayırmadı. “Belki de.” Atlarına bindiler. Dönüş yolu geliş yolundan çok daha sakindi. Gün batımına doğru gökyüzü turuncu ve mor renklere bürünmüştü. Veronica, yol boyunca elindeki lacivert kitabı düşündü. Kulede yaşadıkları her şey zihninde dönüp duruyordu. “Andrew.” “Hm?” “Sence gerçekten hiçbir şeyi hatırlamıyor musun?” Andrew bir süre cevap vermedi. Atının dizginlerini gevşetti. “Bazı anlar geliyor.” “Daha ben yakalayamadan kayboluyorlar.” “Rüya gibi.” Veronica sessizce onu dinledi. “O zaman…” “…bir gün hepsini hatırlayacaksın.” Andrew hafifçe gülümsedi. “Bilmiyorum.” “Ama öğrenmekten korktuğum şeyler olabileceğini hissediyorum.” Bu sözler Veronica’nın içinde tuhaf bir burukluk bıraktı. Nedenini bilmiyordu. Sanki Andrew’un geçmişinde onu derinden yaralayan bir olay vardı. Ve o olay henüz ikisinin de bilmediği bir kaderle bağlantılıydı. ⸻ Gece çökmeye başladığında Kuzey Şatosu’nun yüksek kuleleri uzaktan görünmeye başladı. Şatonun önündeki muhafızlar, dükün döndüğünü fark eder etmez büyük kapıları açtılar. “Lord Andrew döndü!” Hizmetkârlar avluya koşuştururken başkâhya Elias merdivenlerden hızla indi. Elias önce Andrew’a, ardından Veronica’ya baktı. İkisinin de sağ salim döndüğünü görünce belli belirsiz rahatladı. “Hoş geldiniz, Ekselansları.” Andrew kısa bir baş hareketiyle karşılık verdi. “Şatoda her şey yolunda mı?” Elias’ın yüzündeki ifade bir anlığına değişti. “Küçük bir sorun dışında…” Andrew’un bakışları sertleşti. “Ne oldu?” Elias alçak bir sesle cevap verdi. “Bugün öğleden sonra saraydan bir haberci geldi.” “İmparatorluk, üç gün sonra düzenlenecek büyük konseye katılmanızı emrediyor.” Veronica şaşkınlıkla Andrew’a baktı. Kulede yaşadıkları gizem henüz zihinlerinden silinmemişken… Şimdi onları bambaşka bir mücadele bekliyordu. Andrew ise mektubu Elias’ın elinden aldı. Sabahın ilk ışıkları, Kuzey Şatosu’nun uzun pencerelerinden içeri süzülüyordu. Veronica odasının balkonunda durmuş, sisle kaplı ormanlara bakıyordu. Aradan bir gün geçmişti. Ama Unutulmuş Kule’de yaşananlar hâlâ zihninden çıkmıyordu. Özellikle de kitap Masasının üzerinde duruyordu. Ne zaman kapağına dokunsa, içinde tuhaf bir his uyanıyordu. Sanki kitap sabırla doğru zamanı bekliyordu. Veronica elini uzattı. Tam kapağını açacakken kapısı çalındı. “Lady Veronica?” “Buyurun.” İçeri giren genç hizmetçi Eliza, hafifçe eğildi. “Ekselansları sizi kahvaltıya davet ediyor.” Veronica hızla hazırlanıp aşağı indi. Yemek salonuna girdiğinde Andrew her zamanki yerinde oturuyordu. Siyah üniformasını giymişti. Önündeki kahve neredeyse hiç eksilmemişti. Veronica içeri girince kısa bir an başını kaldırdı. “Günaydın.” “Günaydın.” Veronica otururken masadaki sessizlik yine kendini hissettirdi. Birkaç dakika bo…