Kırık kanatlar

Beklenmedik yakınlık

Yazar:

Kırık kanatlar - Sıla Dursun kitap kapağı
Kırık kanatlar kitap kapağı

Bölüm 10– Beklenmedik Yakınlık Sabah her zamanki gibi sakindi. Kuzey Şatosu’nun koridorları güneş ışığıyla aydınlanırken ben doğruca kütüphaneye gittim. Son günlerde eski efsaneleri okumak, en sevdiğim alışkanlıklardan biri hâline gelmişti. Belki de annemin bana bıraktığı kolye… Belki de ruh bağı… Bütün bunların cevabı eski kitapların arasında saklıydı. Kütüphanenin kapısını açtığımda içeride kimse yoktu. Yüksek tavanlara kadar uzanan raflar, binlerce eski kitabı içinde barındırıyordu. Merdiveni dikkatlice en üst rafa doğru çektim. “Umarım buradadır…” Başkahin’in bahsettiği eski bir cildi arıyordum. Parmak uçlarım sonunda kalın, deri kaplı kitaba değdi. “İşte…” Kitabı çekmeye çalıştığım anda yanındaki birkaç kitap da öne doğru kaydı. “Ah!” Dengem bozuldu. Merdiven hafifçe sallandı. Bir elimle tutunmaya çalıştım ama çok geçti. Merdivenden aşağı doğru düşmeye başladım. Refleksle gözlerimi kapattım. Yere çarpmayı beklerken… İki güçlü kol beni havada yakaladı. Beklediğim darbe yerine sıcak bir göğse çarptım. Şaşkınlıkla gözlerimi açtığımda… Andrew. Beni sıkıca tutuyordu. Düşmenin etkisiyle ikimiz de geriye doğru birkaç adım savrulduk. Andrew dengesini kaybetti. Sırtı yumuşak halıya çarparken ben de istemeden onun üzerine düştüm. Kütüphane yeniden sessizliğe büründü. İkimiz de birkaç saniye kıpırdayamadık. Yüzlerimiz birbirine beklediğimizden çok daha yakındı. Nefes alışını hissedebiliyordum. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki… Sanki bütün kütüphane duyacaktı. Andrew’un simsiyah gözleri benimkilere kilitlenmişti. Her zamanki sakin ifadesi ilk kez bozulmuş gibiydi. Kulaklarının ucu hafifçe kızarmıştı. Benim ise yüzümün tamamen kızardığını hissediyordum. “Ö… özür dilerim!” Telaşla doğrulmaya çalıştım. Fakat elbisemin eteği Andrew’un ceketinin düğmesine takıldı. “Ah!” Tekrar dengesizce öne eğildim. Andrew refleksle belimden tutarak yeniden düşmemi engelledi. Bu kez aramızdaki mesafe daha da azalmıştı. İkimiz de aynı anda derin bir nefes aldık. Sonunda Andrew boğazını hafifçe temizledi. “Sanırım…” Sesinde alışılmadık bir mahcubiyet vardı. “…önce ayağa kalkmalıyız.” “E-Evet!” Elbisemi dikkatlice düğmeden kurtardım. Andrew önce ayağa kalktı, ardından bana elini uzattı. Bu kez elim titreyerek onun avucuna yerleşti. Ayağa kalktığım anda ikimiz de aynı anda bakışlarımızı kaçırdık. Tam o sırada rafların arasından Eliana’nın sesi duyuldu. “Leydim?” Eliana köşeyi döndüğü anda bizi gördü. Bir an durdu. Bakışları önce yere düşen kitaplara… Sonra hafifçe kızarmış yüzlerimize… Son olarak da Andrew’un hâlâ bırakmadığı elime kaydı. Kısa bir sessizlik oldu. Eliana’nın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu. “Sanırım…” “…rahatsız etmeyeyim.” “Eliana, bekle!” Ben telaşla seslenirken genç kız zarifçe eğildi. “Daha sonra gelirim, Leydim.” Bunu söyledikten sonra gülümsemesini gizleyemeden kütüphaneden çıktı. Kapı kapanır kapanmaz derin bir sessizlik oluştu. Başımı iki elimin arasına aldım. “Şimdi kesin yanlış anlayacak…” Andrew ilk kez hafifçe gülümsedi. “Büyük ihtimalle.” Şaşkınlıkla ona baktım. “Siz bunu komik mi buluyorsunuz?” “Biraz.” İç çekerek kollarımı bağladım. “Bütün şato öğrenecek.” Andrew yere düşen kitabı alıp tozunu silerek bana uzattı. “O zaman…” “…gerçeği de öğrenirler.” Kitabı alırken istemeden gülümsedim. “Yine de bugün uzun süre odadan çıkmasam daha iyi olacak.” Andrew’un gözlerinde belli belirsiz bir sıcaklık oluştu. “Bence çık.” “Neden?” “Düşeslerinin utandığında nasıl göründüğünü merak eden çok kişi vardır.” Bu söz üzerine şaşkınlıkla gözlerimi açtım. Andrew bunu söyler söylemez kendisi de ne dediğini fark etmiş gibi kısa bir öksürükle bakışlarını kitaba çevirdi. İkimizin de yanakları yeniden hafifçe kızarırken, kütüphanenin sessizliği bu kez eskisinden çok daha sıcak hissediliyordu. Eliana’nın kütüphaneden çıkmasının üzerinden yalnızca birkaç saat geçmişti. Ben ise bunun çoktan unutulduğunu sanıyordum. Ne kadar yanıldığımı… Öğlene doğru anladım. ⸻ Odamdan çıkıp koridorda yürürken iki genç hizmetkârın fısıldaştığını duydum. “…ge…

Bölümün tamamını WritePad'de oku