2. Bölüm : Kalp Çarpıntısı
Yazar: melsa

“Ama yapamadım, nefes alamadım Meğer ne zormuş, kalpsiz yaşamak” Bazı anlar vardı hayatta. Beklemediğin şeyler hayatını öyle alt üst ediyordu ki hayatının üstünün mü yoksa altının mı daha iyi olduğunu anlayamıyordun. Alt üst olmak… Ben ne olmuştum peki? Kimdim? Loya Saklıhan kimdi? Nasıl bu noktaya gelmişti? Şu an aynaya baktığım bu kız, kimin eseriydi? Saat altı sularında yatmış, sekiz gibi de yeniden uyanmıştım. İki saatlik uykuyu kaldırmayan bünyeme aldırmadan yataktan kalktım. Geniş odamın içindeki banyoma doğru terliklerimi sürüye sürüye ilerledim. Yorgundum, eminim ki yüzümden de anlaşılıyordu. Dün tüm gece düşüncelerim susmamış ve beni bütün bir gece söz yazmaya itmişti. Müzik odam, buruşturulmuş kağıt parçalarıyla doluydu. Çöpe atmayacaktım ama şu anda da toplamaya mecalim yoktu. Ev her zamanki gibi ölüm sessizliğine sahipti. Eskiden böyle değildi… Bu sessizlik bana huzur verirdi ancak şimdi bu sessizlik gerçek bir ölümü hatırlatıyordu. Kimsesizliğimi yüzüme vuruyordu. Tek ailemi kaybetmiştim, hayatın bana verdiği bir diğer aile ise parçalanmıştı bir anda. Nasıl olduğunu, neden olduğunu anlamama fırsat bile verilmemişti. Banyoya girip aynaya bile bakmadan önümde duran musluğu açtım. Soğuk suyu tenime çarptığım anda gelen saniyelik ferahlık hissi biraz olsun iyi hissetmemi sağladı. Derin bir nefes alıp yüzüme su çarpmaya devam ettim. Belki de soğuktan uyuşana kadar sürdürdüm bu hareketimi. En sonunda kaçmayı bırakıp başımı kaldırdım. Bakışlarım ayndan beti benzi atmış, gözaltları morarmış ve turuncu saçları birbirine girmiş olan bitik bir kızla karşılaştı. Kendimi tanıyamadım. Eskiden parlayan mavi gözlerim artık öyle değildi. Yok olmuştu parıltısı. “Kendine gelmelisin Loya.” diye fısıldadım aynadaki yansımama karşılık. “Toparlanmalısın, kendini bırakmamalısın.” Oysa tüm bu sarf ettiğim cümleler sadece lafta kalacaktı biliyordum. Çünkü ben kendimi çoktan bırakmıştım, hayatın akışında oradan oraya savruluyordum. Aynayla bakışmama bir son verip banyodan çıktım. Odama yeniden adım atmamla birlikte telefonum da eş zamanlı çalmıştı. Adımlarımı hızlandırıp şarja takılı olan telefonuma doğru ilerledim. Ekranda yazılı isimle birlikte derin ama bir o kadar da yorgun bir nefes alarak aramayı yanıtladım. “Alo?” “Günaydın Loya!” Jale Hanım’ın enerjik sesi doldurdu kulağımı ancak bu bana enerji veremeyecek kadar yetersizdi. “Günaydın.” Mırıltım karşı tarafa ulaştı mı emin değildim, umrumda da değildi. “Bugünkü programının üzerinden geçmek için aramıştım.” dedi kibarca. Görmeyeceğini bilsem de başımı salladım. “Ayrıca dün de iyi değildin, şimdi nasılsın?” “İyiyim,” dedim, ardından çatallı çıkan sesimi düzeltmek için birkaç kez yutkundum. “Daha iyiyim, sorduğunuz için teşekkürler.” “Bunu duyduğuma sevindim. Öyleyse programın üzerinden geçebiliriz.” Telefonumu hoparlöre alıp yatağımın üzerine bıraktım. Jale Hanım’ın sesi odamda yankılanırken gardrobuma doğru ilerledim. “Bugün katılman gereken bir talk show programı var. Tahsin Bağcı’nın programı, imajın açısından bir hayli önemli.” Altıma siyah bir şort etek seçip üstüme bir şeyler seçmek için atletlerimin bulunduğu çekmeceyi açtım. “Akyel’le ilgili gelecek sorulara hazırlıklı olmalısın, duygularını belli etme.” Söylediklerine karşılık kaşlarım ağır ağır çatıldı. “Jale Hanım,” dedim sert bir tınıda. “Ben bir sanatçıyım, farkındasınız değil mi? Benim işim duygularla.” “Öyle değil, Loya’cığım. Seni sıkıştırabilirler, dağılmamaya, dik durmaya gayret göster. Seni dedikodu malzemesine çevirmesinler.” Seslice nefesimi bırakıp çekmecemden bordo bir atlet çıkardım. Üzerine deri ceketimi geçirecek, takılarla da süsleyecektim. Jale Hanım’a cevap vermeyip hazırlanmaya devam ettiğim süre boyunca Jale Hanım konuşmasına kesintisiz devam etmişti. “Yeni şarkı ne oldu?” “Yeni albüm demek istediniz sanırım.” “Albüm mü?” Telefonun diğer ucunda kaşlarının çatıldığını tahmin ediyordum. “Sen ciddi misin?” Omuzlarımı silktim görmeyeceğini bile bile. Ardından telefonumu yataktan alıp makyaj masama doğru iler…