1. Bölüm : Acıları Süsleme Sanatı
Yazar: melsa

“Uzun bir yokuş, Belki de bir yok oluş…” Music Magazine’den son dakika açıklaması: Müzik camiasını sallayan o haber işte karşınızda. Dünyaca ünlü olan Dynamite grubunun yetenekli gitaristi Akyel Kıran ile son zamanlarda adı gündemden düşmeyen şarkıcı Loya Saklıhan ayrıldı! Bu konuda hiçbir soruya cevap vermeyen ikilinin depresif ruh hâli hayranların ve kameraların dikkatinden kaçmadı. Ayrıntılar için tıklayın! loyasaklihan: Beni hiç mi çabalamaya değer görmedin? Bu kadar mı umrunda değildim? (3.31) Görüldü. akyelkıran: Evet, Loya. akyelkıran: Bu kadar umrumda değildin. akyelkıran: Bana yazma, beni görme, beni unut. akyelkıran: Çünkü ben öyle yaptım. loyasaklihan: Beni unuttun mu? akyelkıran: Unuttum, Loya. akyelkıran: Bitti. Görüldü. loyasaklihan yazıyor… loyasaklihan çevrimiçi. loyasaklihan yazıyor… loyasaklihan: Benim sevdiğim, âşık olduğum adam değilsin sen. loyasaklihan: Sen böyle biri değilsin, Akyel. loyasaklihan: Sen, sana ait olan bir kalbi kırmazsın. akyelkiran: Kalbin artık benim değil. akyelkiran: Tıpkı benimkinin de sana ait olmadığı gibi. akyelkiran: Bitti Loya. akyelkiran: Biz bittik. akyelkiran: Buna alışsan iyi edersin. Görüldü. “Sahneye çıkmana son on saniye Loya! Hemen yerini almalısın.” Menajerimin sesiyle birlikte tekrar tekrar okuduğum mesajdan çektim bakışlarımı. Acımsız sözleri bir kez daha zihnime kazındı ve sahnede olduğum tüm süreç boyunca da benimle olacaktı, buna emindim. “Son beş!” diye bağırdı başındaki kulaklıkla oradan oraya koşan adam. Telefonumu kapatıp menajerim Jale Hanım’a uzattım. Sahne kostümümü elimle silkeledim. Siyah kargo pantolonum, siyah vücudumu saran badiyle birlikte pantolonumdan ve boynumdan sallanan zincirlerle her zamanki umursamaz tavrımdaydım. Turuncu saçlarımı omuzumun arkasına gönderdim. Siyah ağırlıklı makyajımla kırmızı rujla bezeli dudaklarım birer tezat içerisindeydi. Bu tezatlık hoşuma gidiyordu, benliğimi yansıtıyordu sanki. “Şov zamanı Loya. Göster kendini!” dedi Jale Hanım büyük bir coşkuyla. Yavaşça beni sahneye doğru ilerletti. Alkışlar, çığlıklar ve sahne ışıkları… Hepsi banaydı, hepsi bana doğrultulmuştu. Ağır ağır çıktım sahneye ulaşan merdivenleri. “Sakin ol, Loya.” diye mırıldandım kendi kendime. “Göster kendini.” Sahneye çıkar çıkmaz elime tutuşturulan mikrofonla birlikte ilerlemeyi sürdürdüm. Çığlıklar daha da artmış, kalabalıktan sesler yükselmişti. Yüzümdeki kocaman gülümsememle birlikte mikrofonu dudaklarıma yaklaştırdım. “Hoş geldin İstanbul!” Çığlıklar geceye karıştı. Ben ise karşımdaki bu güzel görüntüyü seyre dalmakla yetindim. “Muhteşem bir geceye hazır mıyız?” “Evet!” Dudaklarım yukarı kıvrıldı. Bu esnada ise repertuarımızdaki ilk şarkının introsu yankılandı konser alanında. “Nasıl çarpardı kalbim, bir dokunman yeterdi…” diye başladım şarkının sözlerine. İlk şarkımız Sufle grubunun Hissettin mi şarkısıydı. Saatim kaç, yıl kaç Sorsan bilemezdim… “Sizde!” Mikrofonu kalabalığa döndürüp şarkıyı devam ettirmelerini beklerken onlardan da yanıt gecikmedi. “Nasıl titrerdim sanki, bana bir sır vermişsin Elimi ilk kez tuttuğunda hissettin mi?” Memnuniyet dolu bir tebessüm dudaklarımda asılı kalırken şarkıyı söylemeye devam ettim. Sahneyi sağdan sola dolaşıyordum. Gitarın sesi, damarlarıma akıyor kalbimi attırıyordu. En sevdiğim yerdi burası. Küçüklüğümden beri hayalimdi, olmak istediğim yerde duruyordum tam da şu anda. Kalbimde bir gurur hissi peyda oldu. Evet, bunu çoğu zaman dile getirmezdim ama dönüştüğüm bu genç kadına hayrandım. Kalbindeki kırıklara, kapanmayan yaralarına rağmen. “Kan ve ter karışımı kaplıyorsun içimi Bu ne beter acıymış, sen de hissettin mi? Eski sevgili yarası bu, yiyip bitirdi bizi Bu ne beter acıymış, sen de hissettin mi?” “Hissettim!” diye bağıran kalabalık kıkırdamamı sağladı. Ben de hissetmiştim. Öyle derinden hissetmiştim ki, kanayan kalbim hiçbir zaman kabuk bağlamayacaktı. Akyel’in acımasız sözleri her zaman benimle olacaktı ve kalbim her zaman en çok onu sevecekti. Şarkının bitişinin ardından kısaca dinleyicilerimle sohbet…