Giriş
Yazar: Almiss

Giriş Bölümü🐚🌸 2005, 11 Ocak KADIKÖY Profesörü dinlerken başıma giren ağrıyla yüzümü buruşturdum. Bugün dersim öğleden sonraydı fakat hastaydım. Aslında hasta olduğum zaman derslerime gelmezdim. Fakat eğer birazcık daha devamsızlık yaparsam bu sene mezun olamayacaktım. Gözlerim saate kaydı, dersin bitmesine 10 dakika kalmıştı. Ama ben daha fazla dayanamayacağımı anladığım an çantamı, hırkamı ve telefonumu alıp koşar adım sınıftan çıktım. Profesörün arkamdan seslendiğini duydum fakat hem başımın ağrısından duramadığım için arkama dönmedim hem de bu hocayı, önceden onun dersine geç geldiğim için bütün amfinin önünde sakarlığımla ilgili beni alay konusu ettiğinden sevmiyordum. Evet, ben ultra sakar bir insanım. Şu an normal bir sakar insan düşünün; hah, işte ben onun 10 katı rezil olan ve ilahi sakar olan birisiyim. Peki, ben kim miyim? Ben Gökçe Ulaş. Bir tane ablam var, Melek. O benim hayatım, onu canım pahasına seviyorum. Bir de küçük kız kardeşim var, Çiçek. Kendisi tam bir ergen liselidir. Lisenin başında bize resmen hayatı zindan etmişti kendisi. Tabii yaşadığımız hayat yüzünden fazlasıyla yıpranmış çocukluklarımız vardı, bundan ötürü Çiçek'e çok fazla sorumluluk yüklemek istememiştik. Eve doğru yürürken aklımdan yaşadığımız şeyler geçti. Bu, başımın daha da ağrımasına neden oldu. Mini ailemiz üç kişiden oluştuğu için küçük bir mahallede küçük bir evimiz vardı. Kirada oturuyorduk. Ben ablama destek olmak için hafta içi işe gitmek istemiştim fakat ablam üniversitemden mezun olmamı istemişti. Bundan dolayı ortak noktada buluşup hafta sonunda karar kılmıştık. Çalıştığım yer İstanbul'un en lüks giyim mağazalarından biri. Ben Kadıköy Üniversitesi Giyim Tasarımı bölümünde okuyorum. Annem, ben küçükken terzilik yapıyordu. Ve ben her dikiş makinesinin önünden geçerken bir gün "Ben de orada olacağım," diyordum fakat kim bilebilirdi o gün gülerek, heyecanla söylediğim hayallerimi şu an annemsiz gerçekleştirdiğimi... Çalışmak için de kendi yaptığım projeleri, yani çizimleri e-mail olarak atmıştım fakat "Beni erkek giyim şubesine almak istediklerine" dair bir mesaj yollamışlardı. Bu erkek giyim şubesi normal müşterileri almıyordu. Ülkenin sayılı, saygın ailelerinin erkeklerinin giyim mekânıydı. İlk mağazaya gittiğimde gördüğüm korumalarla kısa çaplı bir şok geçirmiştim. Eve girdiğimde evi ablamın yaptığı yemek kokusu sarmıştı. Bugün izin günüydü ve her izin gününde bize ziyafet çektirirdi. Tabii bizim ziyafetimiz fırında makarna, taze sıkılmış limonata ve ablamın da en sevdiği tatlı olan bisküvili puding pastasıdır. Ablamı mutfakta o güzel, efsunlu sesiyle şarkı söylerken buldum. Arkasından sarılıp yanağına bir öpücük kondurdum. Yorulduğum için konuşmak istemedim ve sadece sarılıp öptüm. Her eve geldiğimde yorgunluğum kat ve kat artıyordu. Çiçek'in bana bir "abla" demesiyle, ablamın her gece saçlarımı örüp koklamasıyla yok oluyordu. Ablam "Canım..." dedi. Ablama karşı yorgunluğumu söylememe, konuşmama gerek yoktu. Ablam ortaokuldan beri bize hem anne hem de baba oldu. O yüzden ablama bakarken iki göz kırpmak bile yetiyordu. Çiçek bunu çok iyi yapamasa da, bunu denemesi bile benim için bana dünyaları vermesi gibi bir şeydi. "Ablacım niye erken döndün, bir şey mi oldu?" dedi endişeyle bana doğru dönerken. Ben de sorusuna karşılık, "Abla iyiyim, sakin ol, hiçbir şeyim yok," Tabii ablam endişelenmesin diye rahat davranıyordum fakat ne kadar çaktırmamaya çalışsam da başım bugün bir tık garipti ve fazlasıyla ağrıyordu. Ablam halimden anladığı için kolumdan tutup oturma odasına götürdü ve koltuğa oturttu. "Dur ablam, ben şimdi sana bir ağrı kesici getireyim. Eğer daha da kötüleşirsen hemen acile gidelim," deyip ben daha itiraz edemeden odadan çıktı. Çiçek şu an okuldaydı ama gelmesine az kalmıştı. Günün yorgunluğu ayaklarıma vurunca iyice sızlandım. "Öfff" diye dudaklarımı kıpırdattım. Bacaklarımı koltuğa uzattım. Fakat öyle bir yorulmuştum ki başımı kırlente koymamla birlikte soluksuz bir uykunun kollarına bıraktım kendimi... 🐚🌸 Derin b…