Kırık Cennet

1. BÖLÜM - SESSİZ TANIK

Yazar:

Kırık Cennet - hanwjins kitap kapağı
Kırık Cennet kitap kapağı

Gözlerimi açtığımda ilk hissettiğim şey, bedenimin dört bir yanına yayılan o keskin acı oldu. Sanki damarlarımda ateş dolaşıyordu. Silah yarasına dayanabilirdim, bıçak yarasına da… ama kemik kırılmasının verdiği o derin, kemik iliğine kadar işleyen sancı, başka hiçbir şeye benzemiyordu. Sol kolum sargılarla kaplıydı; beyaz bezin üzerinden kalp atışlarımı duyabiliyor gibiydim. Tam o sırada önümden bir kedi geçti. Lanetler savurdum, çünkü zihnimde kazanın o anı birden canlandı. Ardından burnuma tanıdık bir koku geldi: tuzlu erik. Mattias… Odaya dalarcasına girdi, elinde erik poşetiyle. Daha ilk bakışta gözlerinde şımarık bir sırıtış vardı. Yanıma yaklaşırken, canımı daha da acıtan bir hareketle kolumu sıktı. “Motorumu siktin!” Kaşlarımı çattım, kafasına hafifçe vurdum. “Kolumu bırak lan! Alırız sana motor.” Hemen atıldı: “Geçen sefer böyle dedin de bana ikinci el almıştın! Cimri!” İstemeden de olsa kahkaha attım. Mattias’ın bu tavırlarıyla uğraşmak, canımı sıkan düşüncelerden beni uzaklaştırıyordu. Ama zihnimde tek bir şey vardı… O kız. Hayatımı kurtaran, bana dokunduğu an gözlerime bakan kız. Tek hatırladığım şey ela gözleriydi. Yüzünü net seçemiyordum, ama o gözler aklımın köşesine kazınmıştı. İçimde garip bir huzursuzluk vardı; hem merak, hem de minnettarlık. “Mattias… Bana o kızı bul.” Bir an ne dediğimi anlamaz gibi yüzüme baktı. “Hangi kız?” Kaşlarım çatıldı, ses tonum sertleşti. “Hayatımı kurtaran kız. Onunla ilgili detaylı bir dosya istiyorum. Ayrıca sana çok iyi bir motor alırım.” Mattias “motor” kelimesini duyar duymaz erikleri masaya fırlatıp çalışma odasına koştu. Gülümsememi tutamadım. Her ne kadar şakacı olsa da, Mattias işin ciddiyetini kavradığında durdurulamazdı. Yavaş adımlarla balkona ilerledim. Camın önünde durup bahçeyi seyrettim. Malikanemiz bir kale gibiydi; yüksek duvarlarla çevrili, korunaklı. Bahçe devasa büyüklükteydi. Arka tarafta ışıkların suya vurduğu kocaman bir havuz vardı. Kenarında üç şezlong… Boş ama huzurlu. Daha uzak köşede ise müstahdemlerin kaldığı müştemilat görünüyordu. Her şey sakin görünse de, zihnimde fırtınalar kopuyordu. Mattias kısa süre sonra elinde kalın bir dosyayla odaya döndü. Masama bıraktı. Dosyanın üstünde bir isim yazıyordu: “Afra Aydın” Parmaklarım kağıtları çevirdi, gözlerim satırlara takıldı. Fotoğrafına baktığımda kalbimde garip bir sıkışma hissettim. Uzun kumral saçları yüzünü çevreliyor, hafif tombul yanakları ise ona masum bir güzellik katıyordu. Küçük burnu, huzur veren bakışları… Fotoğraf cansızdı ama içinden hayat fışkırıyordu. Altındaki bilgiler dikkatimi çekti: Doğum tarihi: 17 Ağustos 2000, Ankara Anne adı: Sevgi Aydın Baba adı: Atilla Aydın Kardeş: Aslı Yıldırım Meslek: Anaokulu öğretmenliği Her satır zihnimde yeni bir merak uyandırıyordu. Ama en çok adres kısmında takıldım. Diğer bilgileri daha sonra incelerdim. Başımı kaldırdım, Mattias’a baktım. Gözlerimde kararlılığın parladığını hissediyordum. “Adamları hazırla. Öğretmenimize teşekkür etmeye gidiyoruz.” O an biliyordum. Bu hikâye sadece bir kurtuluş anısıyla kalmayacaktı. O tanıdık ela gözlerin sahibini bulmam gerekiyordu.

Bölümün tamamını WritePad'de oku