11. Bölüm
Yazar: Sueno_

Tuna odasına geçtiğinde kapıyı yavaşça kapattı. Bir süre yatağının kenarında sessizce oturdu. Elindeki boşanma evrakı hâlâ aklındaydı. Kadir Ege. Babası... Yıllardır hayatında olmayan, varlığını bile doğru düzgün bilmediği adam. Tuna derin bir nefes aldı. “Peki neden?” diye fısıldadı. “Neden hiç aramadın?” Gözleri doldu. “Ben büyürken... ilk okuluma giderken, hastalandığımda, korktuğumda... hiç mi merak etmedin beni?” İçinde biriken kırgınlık yavaş yavaş öfkeye dönüştü. Belki de en çok canını yakan şey, babasının hayatta olduğunu öğrenmekti. Çünkü insan yok olan birine değil, var olup da yanında olmayan birine daha çok kırılırdı. Tuna bir süre tavana baktı. Sonra aklına başka bir soru geldi. “Acaba şimdi nerede?” Telefonunu eline aldı. Arama kısmına yazdı: Kadir Ege Karşısına birçok kişi çıktı. Ama hiçbirini tanımıyordu. Babası hakkında bildiği hiçbir şey yoktu. Nasıl göründüğünü, nerede yaşadığını, ne yaptığını bile bilmiyordu. Saatlerce profillere baktı. Tam vazgeçecekken bir hesapta durdu. Bir aile fotoğrafı vardı. Fotoğrafta tanıdığı simalar vardı. Açelya, Zahir Tuna ve Atlas... Profildeki fotoğraflara bakmaya başladı. Mutlu bir aile... Gülümseyen insanlar... Birlikte geçirilen güzel anlar... Bazen bu çocukları mutlu görünce sinirleniyordu. Kendisi üzgünken neden onlar mutlu? Aslında kötü bir şey yoktu sadece mutlu görünüyordular. Ama bu mutluluk Tuna’nın canını acıttı. “Demek böyle bir hayatın vardı...” diye fısıldadı İçinde bir öfke daha yükseldi. Ne kadar bakarsa baksın babasının fiziksel özelliklerini tam bilmediği için hangisi benim babam nereden bileyim ki. Telefonu sinirle kapattı. Sonra gözyaşları yanağından süzüldü. Çünkü kızdığı şey bir fotoğraf değildi. Kızdığı şey, yıllardır içinde taşıdığı eksiklikti. Kızdığı şey babasını tanımamasıydı. Yatağa uzandı ve sessizce ağladı. Sabah alarmı çalınca Tuna üstünü giyip direk evden çıktı. Uzun bir zaman sonra annesine bakmamıştı. Okula gelince kafasını sırasına yaslayıp uykuya daldı. Üçüncü derste sınıftan adını henüz hatırlamadığı bir çocuk uyandırdı. Ders bedendi ve herkes dışarı çıkıyordu. Tuna da öğrencilerin peşine takılıp bahçeye inmişti. Bazıları oyun oynuyor, bazıları arkadaşlarıyla sohbet ediyordu. Tuna ise bahçenin kenarındaki banka geçip tek başına oturmaya başladı. Bugün enerjisi yoktu. Aklı hâlâ dün gece gördüklerindeydi. Bir süre sonra Atlas elinde küçük bir paketle yanına geldi. “Yanına oturabilir miyim?” Tuna başını kaldırıp baktı. “Oturabilirsin.” Atlas yanına oturdu. Elindeki paketi açtı. Tuna göstererek “Sever misin?” Tuna hafifçe başını salladı. “Evet... En sevdiğim.” Atlas gülümsedi. “Gerçekten mi?” “Evet, sürekli yerim. “Demek benim dışımda da vişneli pop kek seven varmış. Annem bunu duyunca şaşıracak. Hep bu keki nasıl yiyorsun, senden başka kimse yemiyordur. diyordu” Atlas gülerek: “Demek ortak noktamız var.” dedi. Tuna istemsizce hafifçe gülümsedi. “Galiba.” Bir süre sessizce oturdular. Tuna farkında değildi ama ilk defa o sabah içindeki ağırlık biraz azalmıştı. Atlas da Tuna’nın neden bu kadar sessiz olduğunu bilmiyordu. Sadece yanında oturan bu çocuğun biraz yalnız olduğunu düşünmüştü. İkisi de bilmiyordu... Aynı şeyi sevmelerinin, aynı gün doğmuş olmalarının ve aynı soyadını taşıyan bir geçmişin onları birbirine bağladığını. Okulun bahçesinde yan yana oturmaya devam ettiler. Tuna elindeki vişneli Pop kekin paketini kapattı. Tuna normalde böyle şeyleri kimseye sormazdı ama Atlas’ın sakin tavrı ona biraz güven vermişti ve Atlas`ı merak ediyordu. “Bir şey sorabilir miyim?” Atlas ona baktı. “Tabii.” Tuna kısa bir tereddütten sonra sordu: “ Kaç kardeşsiniz?” ``Üç`` “Üç mü?” “Evet, Açelya, ben ve Zahir Tuna” `` Açelya ile ikiz misiniz? `` “Hayır. Üvey kardeşiz Açelya ile okuldaki herkes biliyor sen yeni olduğun için bilmiyorsun. Tuna bunu beklemiyordu. Çok şaşırmıştı “Üvey mi?” “Evet. Annem üvey benim annemin önceki evliliğinden.” Tuna birkaç saniye sustu. Dün gece gördüğü aile fotoğrafı geldi aklına. Herkesin mutlu görünmesi... “Ben sizi görünce...…