10. Bölüm
Yazar: Sueno_

Sabah, perdelerin arasından süzülen güneş ışığı odanın içine usulca yayıldı. Evde alışılmış sabah sesleri vardı. Mutfaktan gelen çay kokusu, tabakların hafif tınısı, Zahir Tuna'nın salondan yükselen neşeli kahkahası... Ama o evde iki kişi geceyi hiç uyumadan geçirmişti. Miray Hanım, elindeki çay bardağıyla mutfağın penceresinin önünde durmuştu. Gözlerinin altındaki morluklar uykusuzluğunu ele veriyordu. Dün gece kızına anlattığı her cümle hâlâ kulaklarında yankılanıyordu. Kadir Bey sessizce yanına geldi. "Nasıl hissediyorsun?" Miray Hanım acı bir tebessüm etti. "Bir anne, çocuğunun kalbinin kırıldığını gördükten sonra nasıl olabilirse öyle ama bir yandan da rahatlamış ?" Kadir Bey cevap vermedi. Sadece elini usulca Miray Hanım'ın omzuna koydu. Tam o sırada üst kattan ayak sesleri duyuldu. Önce Atlas indi. Her zamanki gibi sessizdi. Masaya oturdu, "Günaydın." Dedi. Arkasından Açelya göründü. İkisi de birbirlerine kısa bir bakış attılar. Atlas, kardeşinin kızarmış gözlerini fark etti. Açelya da Atlas'ın yüzündeki o tanıdık sessizliği... Hiçbiri bir şey sormadı. Çünkü bazı insanların acısını anlayabilmek için sebebini bilmeye gerek yoktu. Atlas sadece sandalyeyi hafifçe çekti. "Gel." Tek kelimeydi. Ama Açelya ilk kez o sabah kendini yalnız hissetmedi. Sessizce gidip kardeşinin yanına oturdu. Miray Hanım ara sıra Açelya'ya bakıyor, Açelya ise gözlerini tabağından kaldırmıyordu. Kahvaltı bittikten sonra herkes yavaş yavaş hazırlanmaya başladı. Atlas çantasını omzuna aldı ve Zahir`e seslendi. "Hadi bücür, biz çıkıyoruz." "İyi dersler çocuklar." dedi Kadir. Açelya da montunu giydi. Kapıya yönelirken bir an durdu. "Anne..." Miray Hanım'ın yüreği ağzına geldi. Açelya hafifçe gülümsedi. "Akşam konuşuruz." Tek cümleydi. Ama Miray Hanım için bir umut demekti. "Olur kızım." Atlas kapıyı açtı. Açelya da sessizce onun peşinden çıktı. Üçü yan yana yürüyerek okula doğru uzaklaştılar. Ardından Kadir Bey de evden ayrıldı. Çalıştığı okulun kapısından içeri girerken yüzüne her zamanki öğretmen tebessümünü yerleştirdi. Koridorda öğrenciler, "Günaydın hocam!" diye sesleniyor, Kadir de tek tek hepsine karşılık veriyordu. Çünkü bazen insan, kendi acısını en iyi başkalarına gülümseyerek saklıyordu. Akşam Ev sessizdi. Çocuklar odalarına çekilmişti. Miray Hanım mutfakta çay hazırlıyordu. Kadir Bey ise bahçeye çıktı. Elindeki fincandan yükselen buharı uzun süre izledi. Sonra gözlerini gökyüzüne kaldırdı. İçinden tek bir isim geçti. Tuna... "Şu an da nasılsın, ne yapıyorsun oğlum..." Rüzgâr hafifçe ağaçların yapraklarını salladı. "Sesin değişti mi acaba?" "Boyun ne kadar uzadı?" "Futbolu hâlâ seviyor musun?" "...Yoksa artık kahveyi benim gibi şekersiz mi içiyorsun?" Dudaklarında acı bir tebessüm belirdi. Bir baba, oğlunun en sevdiği yemeği bile yıllar sonra tahmin etmeye çalışıyordu. Gözlerini kapattı. Ve zihni onu yıllar öncesine götürdü... .... 13 Yıl Önce Gelin bakalım, yarış başlıyor!" Beş yaşındaki Atlas ile Tuna kahkahalar atarak babalarının peşinden koşuyordu. "İlk salıncağa ulaşan kazanır!" "Ben kazanacağım!" diye bağırdı Tuna. "Hayır! Ben!" diye itiraz etti Atlas. İkizler aynı anda salıncağa ulaşıp birbirlerine baktılar. Sonra aynı anda gülmeye başladılar. Kadir Bey başını iki yana sallayıp güldü. "Siz ikiniz var ya... çok fenasınız çok." Çocuklar salıncakta gökyüzüne doğru yükselirken parkı kahkahaları dolduruyordu. Bir süre sonra Tuna koşarak geldi. "Baba!" "Efendim oğlum?" "Dondurma alır mısın?" Atlas hemen araya girdi. "Bana da!" Kadir Bey iki elini de uzattı. "Hadi bakalım." İki küçük el, babalarının ellerini tuttu. Biri sağında... Biri solunda... Üçü birlikte dondurmacıya doğru yürüdüler. Kadir Bey o gün çocuklarının yüzüne uzun uzun baktı. Tuna'nın dondurması yine eriyip tişörtüne damlamıştı. Atlas kardeşine gülüyordu. "Anne kızacak." "Sen de döktün." "Yok dökmedim." "Bak döktün." İkizler yine tartışmaya başlamıştı. Kadir Bey onları izleyip gülümsedi. İçinden sadece tek bir cümle geçti. "Allah'ım... Ne olur bu mutluluk hiç bitmesin." ... A…