6.Bölüm
Yazar: Sueno_

Günler hızla geçmişti. Atlas ve Tuna’nın kütüphanede başladığı küçük notlar, zamanla düzenli bir dosyaya dönüşmüştü. Koridor gözlemleri, kısa röportajlar, öğrencilerin söyledikleri cümleler… Hepsi tek tek yazılmıştı. Sınıf normalden daha kalabalıktı. Öğretmen, öğrencilerin projelerini sunması için küçük bir düzen kurmuştu. Sıra Atlas ve Tuna’ya geldiğinde sınıfta hafif bir sessizlik oldu. Atlas öne çıktı. Tuna yanında durdu. Atlas dosyayı açtı. “Projemizin konusu ‘Yeni gelen öğrencilerin uyum süreci’.” Sesinde ne heyecan vardı ne de gerginlik. Sadece netlik. “Bunu gözlem ve röportajlarla inceledik.” Bu yüzden sonuç olarak şunu söyleyebiliriz.” dedi. “Uyum, hızlı olmakla değil… doğru yerde olmakla ilgili.” Sunum bittiğinde öğretmen başını salladı. “Güzel bir çalışma.” Sınıfta hafif bir alkış oldu. Atlas geri çekildi. Tuna da yerine döndü. Ama oturduğunda fark etti. Bu proje sadece bir ödev olmamıştı. Kendileri henüz bilmeseler de ikiz olarak ilk kez birlikte bir şey tamamlamışlardı. Ve bu, ikisinin de fark etmeden başladığı başka bir şeyin ilk adımıydı. ...... Teneffüs zili çaldığında okul bahçesi her zamanki gibi hareketlenmişti. Zahir, beden eğitimi dersinden yeni çıkmıştı. Üzerinde hâlâ spor kıyafeti vardı. Enerjisi düşmemişti ama yorgunluğu yüzünden okunuyordu. “Bir tur daha atarım ben!” diye kendi kendine söylendi. Koşmaya başladı. Bahçenin kenarındaki çime geldiğinde ayağı kaydı. Dengesini kaybetti. Ve sert bir şekilde yere düştü. “Ah!” Bir süre yerde kaldı. Sonra ayağını tuttu. “Tamam… bu kötü oldu.” Tam o sırada Tuna durdu. Hiç düşünmeden yanına yürüdü. “İyi misin?” Zahir başını kaldırdı. Yüzünü buruşturmasına rağmen gülmeye çalıştı. “İyiyim… sadece yer çekimi beni sevmedi.” Ama ayağını oynatınca acı yüzüne yansıdı. Tuna etrafa baktı. “Öğretmeni çağırıyorum.” Zahir elini salladı. “Gerek yok ya, geçer.” Tuna dinlemedi. Öğretmeni çağırdı. Kısa süre sonra Zahir destekle kenara alındı ve okulun revirine götürüldü. .... Revir sessizdi. Zahir sedyeye oturmuş, ayağını hafifçe yukarıda tutuyordu. Hemşire bandajı hazırlarken o hâlâ mırıldanıyordu. “Beden dersi değil, sanki savaş alanı…” Kapı aniden açıldı. İçeri giren kişi hızlı adımlarla yaklaştı. Atlas’tı. Gözleri önce Zahir’i buldu. “Ne yaptın yine?” Sesinde kızgınlık yoktu ama alışık bir ton vardı. Sanki bu soruyu daha önce de sormuş gibiydi. Zahir başını kaldırdı. “Koştum… yer de ‘dur’ dedi.” Atlas kısa bir nefes verdi. Sonra sedyenin yanına geldi. “Ciddi bir şey mi?” Hemşire cevap verdi. “Burkulma. Bir süre dinlenmesi lazım.” Atlas başını salladı. Zahir sırıttı. “Gördün mü? Ben profesyonel sakatım artık.” Atlas ona bakmadan hafifçe başını eğdi. “Konuşma fazla. Ayağını dinlendir.” O anda Tuna, odanın köşesinde sessizce duruyordu. Atlas’ın bakışı ilk kez ona döndü. “Tuna?” dedi. Tuna cevap veremeden araya Zahir girdi. “Bana yardım eden kişi .” Atlas bakışlarını Tuna’da birkaç saniye tuttu. Sonra başını hafifçe salladı. “Teşekkür ederim.” Kısa, net. Ne uzatılan bir cümle vardı ne de gereksiz bir açıklama. Sanki bu kadar yeterdi. Tuna sadece başını eğdi. “Önemli değil.” Atlas tekrar Zahir’e döndü. “Annemi aradım. Geliyor.” Zahir yüzünü buruşturdu. “Harika… şimdi gerçek acı başlıyor.” Atlas onun tepkisine rağmen hafifçe gülümsedi. Sonra kapıya yöneldi. Ama çıkmadan önce tekrar Tuna’ya baktı. Bu kez bakışı daha kısa ama daha dikkatliydi. Sonra çıktı. Revirde kısa bir sessizlik kaldı. Zahir iç çekti. “Bana o kadar yardım ettin ama henüz tanışmadık ben Zahir Tuna, sen kimsin?” ``Ben de yarı adaşın olan Tuna`` dedi ve Zahir ile kahkaha tufanı kopardılar. O gün Tuna ve Zahir Tuna yalnızca iki yabancı olarak tanışmıştı. Oysa kader, çoktan iki kardeşin de yollarını yeniden birleştirmişti. Okulun çıkış zili çaldı ve herkes sınıflarından çıkıyordu. Tuna çantasını omzuna almış, kapıya doğru yürürken okulun önünde ki hareketlilik dikkatini çekti. Atlas, Zahir ve Açelya… Üç kardeş hepsi aynı yöne bakıyordu. Hemen önlerinde bir araba durdu. Bunlar ailesi olmalı diye düşündü Tuna ve onları…