2. Bölüm
Yazar: Sueno_

12 Yıl Sonra Telefonun alarmı sabah saat yedide çalmaya başladı. Atlas, yorganı başına çekip alarmı susturdu. "Beş dakika daha..." Kapısı iki kez tıklandı. "Atlas, uyanık mısın?" Annesinin yumuşak sesi kapının ardından duyuldu. "Uyandım." "Bunu her sabah söylüyorsun." Atlas gülümseyerek yatağından doğruldu. "Bu sefer gerçekten uyandım." Annesi kapıyı aralayıp içeri baktı. "O zaman aşağı gel. Kahvaltı hazır." "Tamam." Annesi odadan çıkınca Atlas derin bir nefes aldı. Camın önüne gidip perdeyi açtı. Yaz güneşi bütün sokağı aydınlatıyordu. Üzerini değiştirdikten sonra aşağı indi. Mutfaktan gelen taze çayın ve yeni pişmiş gözlemenin kokusu bütün evi sarmıştı. "Günaydın." dedi Atlas. "Günaydın." diye karşılık verdi Kadir Bey gazeteden başını kaldırmadan. "Sabahın köründe yine geç kaldın." dedi annesi gülümseyerek. "Geç kalmadım." "Yedi dakika." "Yedi dakika geç kalmak geç kalmak sayılmaz." Tam o sırada mutfağa evin en küçüğü Zahir Tuna girdi. "Anne! Atlas yine mi geç kaldı?" "Sen karışma küçük." "Ben küçük değilim." Atlas kardeşinin saçını karıştırdı. "Tabii canım." "Abi`` Zahir söylenirken masadakiler gülmeye başladı. Kahvaltı boyunca evin içinde kahkahalar eksik olmadı. Sadece bir kişi sessizdi. Açelya. Telefonundan başını kaldırmadan ekmeğinden küçük bir lokma aldı. Atlas ona dönüp gülümsedi. "Günaydın." Açelya kısa bir bakış attı. "Günaydın." Ses tonu ne soğuktu ne de sıcaktı. Atlas buna alışmıştı. Çünkü aynı evde yedi yıldır yaşıyor olsalar da Açelya, aralarına görünmez bir duvar örmüştü. Atlas ise o duvarı yıkmaya çalışmaktan hiç vazgeçmemişti. Belki bir gün başaracağını düşünüyordu. Henüz bilmiyordu... Asıl yıkılması gereken duvar, yıllar önce kendisinden koparılan ikiz kardeşiyle arasındaydı. Aynı gün... Aynı saatler... Telefonun alarmı saat altıda çaldı. Tuna, alarmı ilk seste susturdu. Birkaç saniye tavana baktı. Evin içi sessizdi. Ne mutfaktan gelen çay kokusu vardı ne de "Günaydın." diyen bir ses. Yatağını topladı. Çünkü dağınık bırakırsa akşam yine kendisi toplayacaktı. Banyoda yüzünü yıkadıktan sonra mutfağa geçti. Lavaboda birkaç kirli bardak vardı. Annesi dün gece yine geç gelmişti. Tuna buzdolabını açtı. Yarım ekmek... Bir parça beyaz peynir... Ve son kullanma tarihi yaklaşmış bir süt kutusu. Kendine sessizce omlet yaptı. Masaya tek tabak koydu. Karşı sandalye her zamanki gibi boştu. Kahvaltısını bitirdikten sonra tabağını yıkadı. Çantasını sırtına aldı. Tam kapıyı açacakken annesinin odasından telefon sesi duyuldu. "Canım... Dün çok güzeldi." Kadının kahkahası bütün evi doldurdu. Tuna birkaç saniye kapının önünde durdu. Belki annesi odadan çıkar diye bekledi. Belki... "Okulun nasıl gidiyor?" "Kahvaltı yaptın mı?" "Kendine dikkat et." diye sorar diye... Kapı açılmadı. Tuna derin bir nefes aldı. Ayakkabılarını giydi. Kapıyı sessizce kapattı. Merdivenleri tek başına indi. Apartmandan çıkarken cebindeki anahtarı sıkıca tuttu. Çünkü o anahtar, yıllardır eve ilk giren ve son çıkan kişinin kendisi olduğunu hatırlatıyordu. Sokağın karşısında bir baba, oğlunun okul çantasını düzeltiyordu. Küçük çocuk babasına sarılıp gülümsedi. Tuna istemsizce gözlerini kaçırdı. İçinde bir sızı hissetti. Sonra her zamanki gibi yüzüne ifadesiz bir maske taktı. Kimse onun ne düşündüğünü anlamamalıydı. Kimse... Çünkü Tuna, beş yaşından beri tek başına büyüyordu.