Karşı Karşıya: O Karanlık Gece
Yazar: Gürkan koparan

Şevki, Harun Soykan’ın malikanesindeki o loş odada, elindeki silahı kime doğrultacağını bilemez bir halde duruyordu. Bir yanında, yıllardır öldü bilinen, saç sakalı birbirine karışmış ama gözlerindeki o ürkütücü zeka hiç sönmemiş olan akıl hocası Cevat ; diğer yanında ise korkudan ter içinde kalmış, Şevki’ye sığınmaya çalışan teknoloji devi Harun Soykan ... Harun, Şevki’nin arkasına saklanırcasına bir adım geri çekildi. Sesi titriyordu: "Şevki, yemin ederim her şeyi o planladı! Ben sadece onun geliştirdiği o zihinsel algoritmayı şirketimde fonladım. Eğer yapmasaydım beni ve ailemi yok edecekti. 22 yıl önceki 'Kırık Ayna' dosyasını kapatan da, o çocukları feda eden de kendisiydi! Ben sadece bir piyondum, asıl tarikat lideri o!" Cevat ise odanın köşesindeki gölgeden yavaşça çıktı. Yüzünde, Şevki’nin çocukluğundan beri iyi bildiği o babacan ama bu sefer arkasında saf bir kötülük barındıran gülümseme vardı. Şevki’nin elindeki silaha baktı, hiç istifini bozmadı: "Evlat... Harun gibi adamlar parayı yönettiğini sanır. Ama ruhları yöneten her zaman bizdik. Seni bu noktaya kadar ben getirdim. O ipuçlarını önüne ben serdim ki, Harun’un bana olan borcunu tahsil ederken adaleti kendi ellerinle sağladığını sanasın. Şimdi... Silahı indir ve ait olduğun yere, yanıma dön." Şevki’nin beyninden aşağı kaynar sular dökülüyordu. Hayatı boyunca adalet duygusunu aşılayan adam, ülkeyi saran bu karanlık tarikat ağının (çocukların zihnini ve enerjisini sömüren o yapının) kurucusuydu. Harun Soykan ise sadece bu gücün önünde diz çökmüş, paçasını kurtarmaya çalışan zengin bir kurbandı. Şevki silahın emniyetini açtı. Namlu şimdi tamamen Cevat’a dönüktü. Harun’u koruması ve Cevat’ın bu odadan sağ çıkmamasını sağlaması gerekiyordu. Ama Cevat’ın buraya tek başına gelmediği, dışarıda tarikatın sadık müritlerinin beklediği çok açıktı.Cevat’ın yüzündeki o sarsılmaz, her şeyi önceden hesaplamış kibirli gülümseme daha da derinleşti. Şevki’nin titreyen ama hedefinden şaşmayan namlusuna bakarken, ağır adımlarla çalışma masasının üzerindeki eski, yıpranmış köstekli saate doğru uzandı. Bu saat, Şevki’nin çocukken Cevat’ın cebinde gördüğü ve tıkırtısıyla büyüdüğü saatin ta kendisiydi. Cevat saati eline aldı, kurma düğmesini yavaşça çevirirken odayı sadece saatin mekanik sesi ve Harun Soykan’ın kesik kesik aldığı nefesler dolduruyordu. "Şevki..." dedi Cevat, sesi o eski, güven veren babacan tondaydı ama bu sefer buz gibiydi. "Beni vurursan, bu odadan Harun’la birlikte el ele adliyeye yürüyeceğini mi sanıyorsun? Adalet dediğin şey, benim sana 22 yıl boyunca bir laboratuvarda damlalıkla verdiğim kadarından ibaret." Şevki dişlerini sıktı, silahı daha sıkı kavradı: "Kes sesini Cevat! 22 yıl önceki çocukların kanı üzerinde kurduğun bu tarikatı da, senin o sahte babalığını da burada bitiriyorum." Cevat hafifçe güldü, kafasını iki yana salladı: "O çocukların ilki kimdi biliyor musun evlat? 22 yıl önce 'Kırık Ayna' dosyasında cesedi bulunan o ilk çocuk... Kayıtlara 'kimliği belirsiz, sokakta donarak ölmüş bir yetim' olarak geçmişti. Hani senin yetiştirme yurdundan önceki hayatına dair hiçbir şey hatırlamadığın o karanlık dönem var ya... Hatırlamazsın tabii, çünkü o yaşta zihnin öyle bir travmayı kaldıramazdı." Şevki’nin gözleri büyüdü. Namlu ilk defa milimetrik de olsa sarsıldı. İçinde bir yerlerde, yıllardır kapalı tuttuğu o karanlık odanın kapısı aralanır gibi oldu. Cevat, Harun’u işaret ederek devam etti: "Harun’un finanse ettiği o zihinsel algoritma prototipini ilk kimin üzerinde denedim sanıyorsun? O yurttan seni çekip alan, zihnini temizleyen, seni kusursuz bir dedektif olman için baştan aşağı kuran bendim. 22 yıl önce o masada can veren çocuk, senin öz ikiz kardeşindi Şevki. Sen ise o deneyden sağ çıkan, zihni en yüksek frekansa ulaşan tek başyapıtımsın. Bu tarikatın asıl 'Kutsal Çocuğu' sensin." Harun Soykan arkadan dehşet içinde fısıldadı: "Şevki... Yalan söylüyor, seni manipüle etmeye çalışıyor, sakın dinleme!" Ama Cevat durmadı, son darbeyi vurd…