KIRIK AYNA

Gece Vardiyası

Yazar:

KIRIK AYNA - Gürkan koparan kitap kapağı
KIRIK AYNA kitap kapağı

Zeytinburnu’nun sahil şeridine yakın, fabrikaların tek tük kaldığı o eski sanayi bölgesinde zaman durmuş gibiydi. 2000'lerin başında terk edilen eski iplik fabrikası, devasa bir beton iskelet gibi karanlığın içinde yükseliyordu. Paslı demir kapılar, denizden gelen iyotlu ve sert rüzgarın etkisiyle gıcırdıyordu. ​Şevki arabasını iki sokak arkaya, sönük bir sokak lambasının altına bıraktı. El fenerini yakmadı. İstanbul’un gecesini gözleriyle ezberlemişti. Fabrikanın kırık dökük bahçe duvarından atlayıp ana binanın açık duran sevkiyat kapısına doğru süzüldü. ​İçerisi rüzgarın uğultusu ve yukarıdaki sac çatılardan damlayan su sesleriyle doluydu. Havada, çürüyen iplik kumaşları ile rutubetin ağır kokusu vardı. Şevki, adımlarını ses çıkarmayacak şekilde ayarlayarak devasa dokuma tezgahlarının kalıntıları arasında ilerledi. 22 yıl önceki dosyada burası sadece bir adres olarak geçiyordu; peki ya şimdi? ​Birden durdu. ​İleride, fabrikanın bodrum katına inen beton merdivenlerin başında, zayıf bir ışık hüzmesi fark etti. Bu bir el feneri ışığı değildi; mum ya da gaz lambasının çıkardığı o titrek, sarı sıcaklıktı. Ve daha da tuhafı... Havaya yayılan o koku. Vefa'daki çöp kovasının başında duyduğu o garip, bitkisel ama geniz yakan hafif tütsü kokusu burayı da sarmıştı. ​Şevki silahını çekti, emniyetini sessizce indirdi. Merdivenlerin gölgesine sığınarak aşağıya doğru ilk adımını attı. ​Bodrum katı, yukarıdaki harabeye hiç benzemiyordu. Duvarlara tebeşirle ya da kanla, Vefa'daki çocuğun şakağındaki o iç içe geçmiş geometrik üçgen sembolleri yüzlerce kez çizilmişti. Ve odanın tam ortasında, paslı bir demir masanın üzerinde, henüz dumanı tüten bir çay bardağı ve açık bir dizüstü bilgisayar duruyordu. Bilgisayar ekranında, Harun Soykan'ın malikanesinin canlı kamera görüntüleri akıyordu. ​Tam o sırada, Şevki’nin arkasındaki karanlıktan metalik, mekanik bir ses yükseldi: ​"Zamanlaman her zamanki gibi kusursuz, Dedektif Şevki. Ama bu sefer 22 yıl geç kaldın." ​Şevki hızla arkasına döndü. Karanlığın içinden kim çıkacak?Şevki, duyduğu sesle birlikte soluğunu tuttu, namluyu sesin geldiği karanlığa çevirdi. Kalbi, meslek hayatında nadiren bu kadar hızlı çarpardı. O tekinsiz, metalik tonu taşıyan bas sesi hafızasının en derin, en çok kaçındığı odasından geliyordu. Karanlığın içinden, sol bacağını hafifçe sürüyerek bir gölge belirdi. Titrek mum ışığı adamın yüzüne vurduğunda, Şevki’nin parmağı tetikte donakaldı. Karşısındaki adam, 22 yıl önce akıl hastanesinde intihar ettiği söylenen, Şevki’ye bu mesleğin her sırrını öğreten eski akıl hocası başkomiser Cevat’tan başkası değildi. Yüzü çökmüş, saçları sakalları bembeyaz olmuştu. Ama o gözler... Akıl hastanesindeki bir delinin değil, her şeyi en ince ayrıntısına kadar planlamış bir dâhinin gözleri gibi parlıyordu. "Cevat Baba?.." diye fısıldadı Şevki, silahını hala indirmemişti. "Sen... Sen öldün. Seni kendi ellerimle toprağa verdim ben." Cevat, çarpık bir gülümsemeyle masadaki tüten çay bardağına uzandı. "Toprağa verdiğin şey, Bayrampaşa Emniyeti'nin bu davanın üzerini kapatmak için uydurduğu bir senaryoydu Şevki. Beni deli ilan ettiler çünkü gerçeğin kıyısına çok yaklaşmıştım. Harun Soykan’ın o zamanlar neyin peşinde olduğunu çözmüştüm." Şevki, gözlerini masadaki bilgisayar ekranında akan Soykan malikanesinin canlı görüntülerine çevirdi. "Vefa'daki çocuk... Harun Soykan'ın oğlu. Bunu sen mi yaptın?" Cevat çayından bir yudum aldı, bakışları ciddileşti. "Ben bir katil değilim Şevki, beni sen yetiştirdin. Ben sadece yarım kalan bir hesabı kapatıyorum. Harun Soykan, 22 yıl önce o üç çocuğun 'özünü' çalarak bugünkü imparatorluğunu kurdu. O geometrik sembol bir imza değil, bir kilit. Soykan o çocukların zihnini, ruhunu hadım etti; o teknolojileri, o lojistik ağlarını nasıl kurdu sanıyorsun? Şimdi sıra onun soyuna geldi. Ben çocuğu kaçırmadım, ben çocuğu Soykan’ın elinden kurtardım." Şevki’nin kafası iyice karışmıştı. Karşısındaki adam ya tamamen aklını kaçırmıştı ya da insan aklının sınırlarını aşan bir kabu…

Bölümün tamamını WritePad'de oku