Vefa'da Erken Hasat
Yazar: Gürkan koparan

Vefa’da kış sabahları boza kıvamında olurdu; yoğun, gri ve insanın içine işleyen soğuk bir duman. Eski ahşap konakların saçaklarından süzülen kirli yağmur suları, Arnavut kaldırımlarının çatlaklarında birikirken, semtin üzerine çöken o kadim sessizliği ilk yırtan şey Bayrampaşa Emniyeti’nin telsiz sesi oldu. Dedektif Şevki, cebinden çıkardığı gümüş tabakasından bir sigara yakıp dumanı Vefa’nın sisli havasına bıraktı. Elli yaşının getirdiği o yorgun ama her şeyi gören gözleri, emniyet şeridinin arkasında toplanmış meraklı kalabalığı süzüyordu. İstanbul’da çözemediği cinayet kalmamıştı; adı emniyet kulislerinde bir efsane gibi anılırdı ama bugün içindeki o tanıdık his, diğer günlerden farklıydı. Bu seferki vaka, sadece bir cinayet değildi. Bir mesajdı.Şevki, dizlerinin üzerindeki dermanı toplayıp ayağa kalktı. Sigarasından son bir nefes çekip izmariti cebindeki küçük kül kutusuna attı; olay yerinde asla iz bırakmazdı. Gözlerini çocuğun şakağındaki o kusursuz, iç içe geçmiş üçgenlerden oluşan geometrik sembolden ayıramıyordu. Bu, bir sokak kavgasının ya da sıradan bir gaspçının işi olamazdı. Fazla soğukkanlı, fazla felsefiydi. "Cesedi hemen adli tıbba kaldırın," dedi asistanına, sesi Vefa’nın ayazından daha soğuktu. "Kimlik tespiti için de tüm kayıp çocuk ihbarlarını tarayın. Ama sessiz olun, basının ruhu bile duymayacak." "Şef, savcı bey yolda," dedi genç asistanı, nefes nefese yanına yaklaşırken. Şevki cevap vermedi. Ağır adımlarla, tarihi bir çeşmenin hemen yanına devrilmiş gri plastik çöp kovasına doğru yürüdü. Olay yeri inceleme ekiplerinin flaşları, sokağın karanlığını anlık parlamalarla bölüyordu. Kovanın içinde, pazar atıklarının ve yırtık kartonların arasında, en fazla on yaşlarında bir erkek çocuğu yatıyordu. Üzerinde sadece ince, çizgili bir pijama vardı. Teninin beyazlığı, Vefa’nın mermerleri kadar solgundu. Ama Şevki’nin dikkatini çeken, çocuğun yüzündeki o tekinsiz huzurdu. Sanki uykusunda ölmüştü. Ve en tuhafı... Çocuğun şakağına koyu kırmızı mürekkeple küçük, geometrik bir sembol çizilmişti. Şevki diz çöktü. Çocuğun buz gibi olmuş eline dokunurken fısıldadı: "Kimsin sen evlat? Ve seni bu çöplüğe kim bıraktı?" Burada duralım. Dedektif Şevki’nin ilk adımı ne olmalı?