1
Yazar: balık 🐟

Derler ki ; etrafında olan düzen belki de sadece bir masaldan ibarettir. Unutma masalların sonları hep iyi biter, iyiler hep kazanır. Peki ya gerçekler, kimse gerçeklerden söz etmiyor... Neye inanıyorsun? Masallara mı küçük kız yoksa aklının alamayacağı gerçeklere mi? " Yine o saçma sapan uygulama da ne yapıyorsun Sidelya!" İrkilerek kapının önünde ki anneme döndüm, " Anne! Sana kaç kere odama böyle girmemen gerektiğini söyleyeceğim!" " Haddini bil küçük kız! Ve o saçma uygulamalarda gezmeyi bırak sofraya geç!" " Bana Emir vermeyi kes, yemek yemek istemiyorum!" " Ergen bir asi olamayı bırak ve uslu bir kız ol... Lütfen bebeğim iki dakika içinde yemeğe gelmiş ol" Annem kapıyı kapatıp çıktıktan sonra kitap yazdığım sayfadan çıktım ve oflayarak ayağa kalktım. Bu anneler her yaşta aynıydı, hani derler ya şu yaşa geldiğinde kendi kararlarını kendin verirsin diye bizim evde öyle bir ihtimal yoktu. Yani son iki seneye kadar böyle kurallarımız da yoktu ama küçük kardeşim Manolya acımasızca evimizde ölü bulanana kadar. Kim bir çocuğu öldürmek isterdi ki? İstiyorlardı işte, bu kasabada kimseye güven olmuyordu, arkanı bir kere döndüğünde yaşaman mümkün olmuyordu. O gece kötüydü, o gece hayatımın dönüm noktasıydı... Belki dışarıdan atlattık gibi görünüyorduk ama evde olanları evdekiler bilirdi değil mi? " Sidelya! Bir kere daha seslenmeyeceğim hemen aşağı in ve yemeğe eşlik et!" Annem, bu durumdan en etkilenen oydu. Küçük bebeği kollarının arasında buz kesmiş bir şekilde yatıyordu ve onun güvenli kolları artık bebeğini ısıtamıyordu. " Meleğim, biraz geciktin sanki? " Babamın yanağına küçük bir öpücük kondurup masada ki yerimi aldım, artık olmayan küçük kardeşimin karşısında ki yerimi... " Acıktığımı hissetmedim baba" dedim buruk bir sesle, yazı yazmaktan başka bir hevesim yoktu. " Neden meleğim? Hasta mı olacaksın yoksa. Vitaminlerini kullanmıyor musun?" " Baba artık büyüdüm ve gayet sağlıklıyım" " Ne sağlıklı, ne sağlıklı sorma... Kuş kadar oldun git gide zayıflıyorsun" annem hem söyleniyor hem de tabağıma soslu makarnayı ve salatayı koyuyordu. " Anne ben iyiyim," dedim kısık bir sesle... Ne kadar iyiyim desem de buna kendim bile inanmıyordum. İnsan bilmez mi nasıl hissettiğini? Nasıl bir dramın içinde yavaş yavaş görünmediğini. Kabuslar görüyordum, yanıyorduk... Hepimiz. Her gece aynı kâbus, her gece aynı korku. Alışırım sanıyorsun ama alışamıyorsun. İstesen de yapamıyorsun... Her zamanki gibi sıkıcı aile yemeklerinden biriydi bu da, annem huysuzca iş yerinde ki arkadaşlarından şikayet eder ve babam da onu sakince dinleyip, onu onaylar. Bir yan ateşken öteki taraf buz.. Annem ateşin ta kendisi, içi alev alev nefretle dolu kendi ailesi dışında herkes suçlu... Hatta bazen biz bile. Babam ise buz kaplı bir mağara... Soğuk ve fazla sakin... " Ellerine sağlık anne" Onlar konuşurken bende yukarı çıktım ve yazdıklarıma devam ettim... - Selam! Nasılsın? - Sizde kimsiniz? - Çok kaba inci, sana sorulan soruyu cevaplamamak çok yanlış bir görgü kuralı! - Ne istediğinizi öğrenebilir miyim? - Sadece tanışmak... - Ama kim olduğunuzu bilmiyorum... - Zamanla öğrenirsin inci:) Mesajı görmezden gelip yazmaya devam ettim, kendimi bile tanıyamıyorken başkası ile tanışmak istediğim en son şeydi. Hayır, asosyal değildim hatta yaşadıklarıma rağmen gayet sosyal bir hayatım vardı ama birine güvenmem için zamana ihtiyacım vardı. Hem kim gözü kapalı birine güvenir ki? " Sidelya çok geçe kalma sakın, o saçma siteden de çık lütfen!" Evet belki deli değildim ama bu kadının kuralları bana kafayı yedirtecekti. Saate baktım göz ucuyla 11.36 dı yani daha saat gece yarısını yaklaşmamıştı. Siteyi kapatmadan masadan kalktım ve lavaboya gittim, sıradan her zaman ki günlerden bir gün... Ne zaman diğer genç kızlar gibi olacaktım, erkek arkadaşım ile yaptığım ufak kaçamaklar sorunum olacaktı sadece. Aynada ki yansımama baktım, koyu kestane saçlarımı dağınık bir topuz olarak toplamıştım yorgunluktan hafif kızaran çekik gözlerimle sanki zorlu bir savaştan çıkmış gibiydim. Halbuk…