SESSİZ YÜK Evdeki o uzun süredir de
Yazar: Cemrenur Top

20 Gün Önce... Evdeki o uzun süredir devam eden ağır, kasvetli ve çaresiz hava yerini uzun zamandır hissetmedikleri bir huzura bırakmıştı. Mutfaktan yükselen sıcak taze çay kokusu, salondan gelen babasının televizyon sesleri ve annesinin neşeli mırıldanmaları evin atmosferini tamamen değiştirmişti. Dayısı hastaneden taburcu olmuş, eski sağlığına kavuşmuştu. Akşamları yemek masasına oturduğunda yüzüne yeniden renk geldiği, o eski babacan gülümsemesiyle şakalar yaptığı net bir şekilde görülüyordu. Annesi ve babası ise adeta yeniden doğmuş gibiydiler. Her fırsatta Alya’ya sarılıyor, saçlarını öpüyor ve "Senin şansına, duana denk geldi kızım... O vakıf sayesinde dayın kurtuldu, sen olmasaydın biz ne yapardık?" diyerek ona minnet dolu gözlerle bakıyorlardı. Alya ise bu sevgi çemberinin tam ortasında otururken boğazındaki o düğümü bir türlü yutkunamıyordu. Önündeki çay bardağı soğurken, ailesinin bu masum sevinci onun içini yakıyordu. Dayısı gayet normaldi; ne garip hareketleri vardı ne de tekinsiz bir tavrı. Hatta tam aksine, Alya’ya karşı garip bir mahcubiyet ve derin bir minnet taşıyordu. Bir akşamüstü Alya odasında ders kitabının sayfalarını öylesine çevirirken kapı yavaşça çalındı. İçeri giren dayısıydı. Yüzünde o çok iyi bildiği, samimi ve endişeli ifadeyle Alya’nın çalışma masasının kenarına, sandalyeye oturdu. Nasırlaşmış ellerini dizlerine koyup bir süre Alya’ya baktı. "Alya..." dedi dayısı yumuşak, hafif titreyen bir sesle. "Doktorlar o uluslararası sağlık vakfının tüm ameliyat ve tedavi masraflarını karşıladığını söyledi. Babana da sordum, o da detay bilmiyor. Ben seni bilirim kızım... Günlerdir yüzün gülmüyor, gözlerinin altı mosmor. Benim yüzümden gizli bir şeylerin altına girdinse, kendini ateşe attınsa ne olur söyle bana. Sen benim canımsın, bu hayatta senin tek bir teline zarar gelmesindense ben o yatakta ölmeyi yeğlerdim." Dayısının bu kadar düşünceli, bu kadar korumacı ve içten olması Alya’nın yüreğini adeta parçaladı. Uğruna o zifiri karanlık fabrikaya gidip parmağını kestiği, kanını kırık bir aynaya sürdüğü adam, hâlâ onun üzerine titreyen o iyilik dolu dayısıydı. Alya bakışlarını dayısının gözlerinden kaçırdı, zoraki bir tebessümle başını salladı. "Yok dayı, gerçekten öyle bir şey değil," dedi sesi titremesin diye büyük bir çaba sarf ederek. "Benim başvurduğum o burs programının bağlı olduğu özel bir sağlık fonuydu. Durumu acil olan bursiyer yakınlarına destek oluyorlarmış. Hiçbir sorun yok, sen sadece iyi ol, gerisini düşünme." Dayısı derin bir nefes alarak rahatladı, ayağa kalkıp Alya’nın başını şefkatle okşadı ve "İyi ki varsın kızım," diyerek odadan çıktı. Dayısı arkasından kapıyı kapattığı an Alya sırtını masanın soğuk ahşabına yaslayıp gözlerini kapattı. Göğsüne oturan o fil kadar ağır baskı nefesini kesiyordu. Ailesi ve dayısı ona böyle temiz, böyle hesapsız bir sevgiyle baktıkça, kendisini katran gibi siyah bir yalanın ortasında hissediyordu. Onları bu karanlıktan korumanın, bu evdeki huzuru bozmamanın tek yolu, bu sırrı ve yaşadıklarını ölene kadar içine gömmekti. Tam o sırada, masanın üzerinde duran telefonun ekranı sessizce, kan kırmızı bir ışıkla parladı. Alya titreyen adımlarla masaya yaklaştı. Telefonu eline alıp uygulamayı açtığında, o geometrik labirent simgesinin altında yeni bir bildirim belirdi. Tarikat, Alya’nın bu insani zayıflığını, ailesine olan bu derin ve korumacı bağlılığını çoktan fark etmişti: "Sevdiklerin gülüyor Alya. Dayın hayatta, ailen huzurlu. Bu masum tablonun bozulmamasını, onların hep böyle güvende ve mutlu kalmasını istiyorsun, değil mi? O halde bizden kopamazsın. Onların huzuru ve geleceği, senin bize göstereceğin sadakate bağlı." Alya ekranın ışığında gözlerini sıkıca kapattı. Artık geri dönüşü olmadığını çok iyi biliyordu. Ailesini ve dayısını bu tekinsiz, görünmez dünyadan uzak tutmanın tek yolu, uygulama ne isterse yapmaya devam etmekti. Telefonu masaya bıraktı, derin bir nefes aldı ve karanlıkta bir sonraki görevin gelmesini beklemeye başladı