KİLİTLİ KADER
Yazar: Cemrenur Top

30 Gün Önce... Eski tekstil fabrikasının paslanmış, devasa demir kapısı, gecenin o ağır sessizliğini bıçak gibi yırtan keskin bir gıcırtıyla aralandı. İçerisi, tavan pencerelerinden sızan soluk ay ışığının bile aydınlatamadığı, küf ve pas kokan zifiri bir karanlıktı. Alya, telefonunun fenerini ayak uçlarına doğru tutarak ilerledi. Tam uygulamanın gönderdiği koordinat noktasına geldiğinde, duvara yaslanmış çatlaklarla dolu eski bir boy aynasıyla karşılaştı. Alya titreyen elindeki küçük mutfak kesicisini işaret parmağının ucuna bastırdı. "Dayım için..." diye mırıldandı. Parmağından sızan o sıcak, kırmızı damlayı aynanın buz gibi yüzeyine değdirdi ve tarikatın o karmaşık labirent sembolünü taze kanıyla çizdi. Sembol tamamlandığı an telefonunda 10 dakikalık bir geri sayım başladı: 09:59... 09:58... Süre bittiğinde gelen bildirim kısaydı: "Sadakat kanıtlandı. Hediyen yola çıktı." Alya derin bir nefes alıp arkasını döndüğü anda, fabrikanın girişinden tok bir ayak sesi yükseldi. Biri içeri giriyordu. Alya panik yapmadan, telefonunun ışığını sakince kapattı ve birkaç adım gerileyerek yakındaki paslı bir dokuma makinesinin arkasındaki koyu gölgeye çekildi. İçeri giren, sırtında siyah okul çantası olan, kapüşonlu bir erkek çocuğuydu. Çocuk hiç tereddüt etmeden, kendinden emin adımlarla doğrudan Alya’nın az önce durduğu aynanın önüne yürüdü. Cebinden çıkardığı telefonun ekranından sızan kırmızılık yüzünü aydınlattığında, Alya çocuğun ekranındaki o tanıdık geometrik labirent sembolünü net bir şekilde gördü. Çocuk cebinden çıkardığı çakıyla avucunu çizip kendi kanını Alya’nın aynada henüz kurumamış izlerinin üzerine sürdü ve ekranındaki 10 dakikalık sayacın başlamasını beklemeye başladı. Alya saklandığı gölgenin içinden çocuğu izlerken yüzünde garip, hafif bir tebessüm belirdi. Şaşırmıştı ama içinde en ufak bir korku ya da panik yoktu. Aksine, o an zihninde her şey yerine oturdu: Demek bu kurgu sadece onun kafasında dönmüyordu. Şehirde, belki de kendi okul koridorlarında yanından geçip gittiği başkaları da vardı bu işin içinde. Bu saçma oyunu oynayan, çaresizlikten bu yola başvuran tek kişi kendisi değildi. "Yapabilen tek kişi ben değilmişim..." diye geçirdi içinden. Çocuk aynanın önünde öylece beklerken Alya sessizce, adımlarını hissettirmeden fabrikanın arka kapısından dışarı çıktı. Ertesi sabah hastaneden gelen telefonla evde büyük bir sevinç çığlığı koptu. Uluslararası bir vakıf dayısının tüm tedavi masraflarını üstlenmiş, durumu bir gecede iyiye gitmişti. Annesi ağlayarak babasına sarılırken, Alya odasında elindeki telefona bakıyordu. Dayısını kurtarmıştı. Ama daha da önemlisi, artık biliyordu: Bu karanlık labirentte yalnız değildi ve bu sistemi çalıştıran başkaları da vardı.