KAN KALINTILARI
Yazar: Cemrenur Top

45 Gün Önce... Öğle arası zili okulun koridorlarında yankılandığında, sınıflar aç bir sel gibi hızla boşalmaya başladı. Sıraların çekilme sesleri, kapı gıcırtıları ve bahçeye koşan öğrencilerin gürültüsü yavaş yavaş uzaklaşırken Alya yerinden kımıldamadı. Parmakları, montunun gizli cebindeki o buz gibi, küçük virüslü diski sıkı sıkıya kavramıştı. Avuç içi soğuk bir terle kaplıydı. Sınıfta kalan son birkaç kişinin de çantalarını alıp çıkmasını, koridordaki ayak seslerinin seyrelmesini bekledi. Sınıfta tamamen tek kaldığı an, odadaki sessizlik üzerine ağır bir beton blok gibi çöktü. Kalbi göğüs kafesini öylesine sert dövüyordu ki, sesinin dışarıdan duyulacağından korktu. Alya yavaşça ayağa kalktı. Adımları, en ön sırada oturan Melis’in masasına doğru ilerlerken dizleri titriyordu. Koridora açılan kapının camını kontrol etti; görünürde kimse yoktu. Eğildi, Melis’in sırasının altında asılı duran o pahalı, deri çantasının fermuarını neredeyse hiç ses çıkarmadan açtı. İçinden gümüş renkli dizüstü bilgisayarı çıkardı. Tarikatın gönderdiği diski bilgisayarın yuvasına taktığı an, cebindeki telefon hafifçe titredi. Cihazlar arasında görünmez, kablosuz bir köprü kurulmuştu. Bilgisayarın kapalı görünen siyah ekranında, tarikatın o geometrik labirent simgesi saliseliğine belirip eridi ve yükleme çubuğu ekranda belirdi: %10... %45... %80... %100. Koridordan geçen bir öğretmenin topuk sesleri sınıf kapısının önünden uzayıp giderken Alya nefesini tuttu, gözlerini kapattı. Her saniye bir asır gibi geliyordu. Nihayet ekranda "Entegrasyon Tamamlandı" yazısı belirdi. Alya parmakları titreyerek diski yerinden çıkardı, bilgisayarı çantadaki tam eski yerine bıraktı ve hızlı adımlarla sınıftan dışarı süzüldü. İçindeki o büyük yakalanma korkusu, garip bir şekilde yerini tekinsiz, karanlık bir hafiflemeye bırakmıştı. Yapılan hamlenin etkisi, Alya’nın tahmin ettiğinden çok daha hızlı ve vahşi oldu. Ertesi sabah okulun o büyük kapısından içeri girdiğinde, koridorlarda ölümcül ve tuhaf bir sessizlik hakimdi. Kimse yüksek sesle şakalaşmıyor, herkes telefon ekranlarına kilitlenmiş halde fısıldaşıyordu. Alya kalabalığın arasından sıyrılarak sınıfın panosuna ve öğrencilerin toplandığı koridorun ortasına doğru ilerledi. Okulun tüm ortak mesaj gruplarında, sosyal medya sayfalarında Melis’e ait yüzlerce gizli dosya, ses kaydı ve fotoğraf havada uçuşuyordu. Melis’in yakın arkadaşlarına arkalarından ettiği o ağır hakaretler, öğretmenlerin sisteminden çaldığı sınav soruları ve ailesinin karıştığı karanlık işlere dair belgeler çarşaf çarşaf dökülmüştü. Alya başını kaldırdığında, Melis’i koridorun ucunda gördü. O her gün etrafa kibir saçan, kusursuz makyajlı kız gitmiş; yerine gözyaşları içinde titreyen, etrafındaki yüzlerce aşağılayıcı bakışın ve kendisine doğrultulan telefon kameralarının altında ezilen zavallı bir kurban gelmişti. Melis, üzerindeki bu devasa skandala ve aşağılamalara daha fazla dayanamayarak çantasını bile almadan okul kapısına doğru kaçtı. O günden sonra Melis bir daha asla o okula adımını atamadı; ailesi şehri terk etmek zorunda kaldı. Alya sırasına oturduğunda içi tarif edilemez bir zafer ve güç hissiyle dolmuştu. O görünmez, ezik kız tek bir hamleyle okulun kraliçesini tahtından indirmişti. Tarikat ona istediği intikamı altın tepside sunmuştu. Ancak bu zafer sarhoşluğu evde onları bekleyen acı bir haberle bıçak gibi kesildi. Alya akşam eve döndüğünde, annesini mutfakta gözyaşları içinde buldu. Yıllardır mücadele ettiği o amansız hastalık nüksetmiş olan dayısı, aniden fenalaşarak özel bir hastanenin yoğun bakım ünitesine kaldırılmıştı. Alya’nın bu hayatta babasının sertliğinden kaçıp sığındığı tek insan, gözlerinin önünde eriyordu. Hastanenin istediği tedavi ve ameliyat masrafları, ailenin ödeyebileceğinin çok ötesindeydi. Annesinin feryatları evde çınlarken, Alya odasına geçip kapıyı kapattı. Dayısını kaybetmeye asla tahammülü yoktu. O gece odasının zifiri karanlığında, yatağında oturup masadaki telefona baktı. İçindeki korkuyu bir…