KİLİTLİ BİLDİRİM

KIRILAN CAMLAR

Yazar:

KİLİTLİ BİLDİRİM - Cemrenur Top kitap kapağı
KİLİTLİ BİLDİRİM kitap kapağı

​5 Gün Önce... ​O sessizlik, bir insanı çıldırtmanın en pürüzsüz yoluydu. Alya için günler artık bir akış değil, göğsüne dizilen ağır taşlardı. Bir haftayı deviren o derin, tepkisiz bekleyiş, ona ne özgürlük getirmişti ne de huzur. Aksine, tarikatın sessizliği günden güne Alya'nın bedenini zihnen ve fiziken kemiren sessiz bir zehre dönüşmüştü. Geceleri gözünü kapattığı an kendisini o terk edilmiş tekstil fabrikasında, elinde kesiciyle kırık aynanın karşısında buluyordu. Gündüzleri ise yaşayan bir ceset gibi koridorlarda süzülüyor, yemeğe dokunamıyor, annesinin "Kızım neyin var?" sorularına sadece zoraki bir tebessümle yanıt verebiliyordu. Onu öldüren şey bir görev ya da tefecilerin tehdidi değildi; onu öldüren şey, bu felaketin ne zaman ve nasıl tepesine çökeceğini bilmemekti. Sessizlik ona yaşamı değil, yavaş ve sancılı bir ölümü vaat ediyordu. ​Bir Cuma öğleden sonrası, Alya dersin ortasında daha fazla dayanamadı. Akciğerlerine havanın girmediğini, göğsünün bir cenderede sıkıştığını hissetti. İzin bile istemeden çantasını kapıp sınıftan dışarı attı kendini. Okulun arka bahçesindeki, öğrencilerin pek uğramadığı o kuytu, eski basketbol sahasının kenarındaki beton basamaklara çöktü. Başını dizlerinin arasına aldı. Soluk soluğa kalmıştı. İçindeki o çaresiz, yırtıcı ses sürekli aynı şeyi tekrarlıyordu: Bu böyle bitemez. Senden ruhunu aldılar, şimdi de aklını alıyorlar. ​"Eğer telefonun çalmasını beklemeye devam edersen, kafayı yiyeceksin." ​Alya irkilerek başını kaldırdı. Saçları yüzüne dökülmüş halde, arkasından gelen o yabancı, tok sese doğru döndü. ​Birkaç metre ötesinde, eski sahanın paslı tellere yaslanmış bir çocuk duruyordu. Üzerinde siyah bir kapüşonlu, sırtında aynı siyah okul çantası vardı. Alya’nın kalbi duracak gibi oldu; gözleri çocuğun yüzüne odaklandığında zihninde çakan şimşekle donakaldı. Bu çocuk... O gece fabrikada, taze kanının üzerine kendi kanını bırakan, çakısıyla avucunu yaran o liseliydi. ​Çocuk, Alya’nın yüzündeki o tanıyan ve dehşete düşen ifadeyi görünce hafifçe, acı bir tebessüm etti. Elleri cebinde, yavaş adımlarla Alya'ya doğru yürüdü ve aralarında iki adım mesafe kalacak şekilde durdu. ​"Beni hatırladın, değil mi?" dedi çocuk, sesi rüzgarın arasında kuru bir yaprak gibi hışırdıyordu. "Ben de seni gördüm Alya. O gece makinenin arkasındaki gölgeni, nefesini tutuşunu... Hepimizi aynı zifiri karanlığa topluyorlar ama sonra sanki hiç yokmuşuz gibi tek başımıza bırakıyorlar." ​Alya boğazının kuruduğunu hissetti. Günlerdir kendi zihninde verdiği o yalnız savaş, ilk kez karşısında kanlı canlı bir muhatap bulmuştu. "Sen..." dedi Alya, sesi pürüzlü ve kısıktı. "Sen ne zamandır bu şeyin içindesin? Neden sessizler? Bitti mi?" ​Çocuk acı bir kahkaha attı. Göz altlarındaki morluklar, tıpkı Alya'nınki gibi derin ve katrandan farksızdı. Yavaşça cebinden kendi telefonunu çıkardı ve ekranı Alya’ya doğru çevirdi. O kapkara, geometrik labirent simgesi ordada da duruyordu. ​"Bitiş diye bir şey yok," dedi çocuk, bakışları uzaklara dalarak. "Sessizlik bir ödül değil Alya. Bu onların oyun yöntemi. Bizi önce bir girdaba sokuyorlar, istediklerimizi veriyorlar... Sonra birden ellerini çekiyorlar. Sen burada 'Acaba kurtuldum mu?' diye kendi kendini yerken, zihnin kendi hapishanesini örüyor. Seni bir görevin öldürmesine gerek kalmıyor; bu bekleyiş, bu belirsizlik seni zaten günden güne öldürüyor. Bak kendine... Ne kadar kaldın ayakta? Bir hafta mı? İki hafta mı?" ​Alya ellerine baktı. Parmağındaki o küçük kesik izi hâlâ tamamen kapanmamıştı. Çocuğun her cümlesi, Alya'nın içindeki o gizli gerçeği bir kırbaç gibi yüzüne çarpıyordu. ​"Ben artık dayanamıyorum..." diye fısıldadı Alya. Gözlerinden akamayan o ağır yaşlar boğazına dizilmişti. "Gelen her bildirimi bir kabus gibi bekledim ama bu sessizlik... Bu sessizlik beni yok ediyor. Ailemin yüzüne bakamıyorum. Dayımın iyileşmesine sevinemiyorum. Her şey çalıntı, her şey zehirli." ​Çocuk Alya’nın yanına, betona oturdu. Dizlerini kendine çekti. "Hepimiz aynı şey için girdik," dedi a…

Bölümün tamamını WritePad'de oku