EKRANDAKİ PARAZİT
Yazar: Cemrenur Top

"Alya! Hadi güzelim, geç kalacaksın yine!" Sabahın ilk ışıkları evin koridoruna sızarken, mutfaktan gelen o tanıdık, sıradan anne sesiyle uyandı mahalle. Çaydanlığın fokurtusu, kızartılan ekmeklerin kokusu... Her şey çok normal, çok ev gibiydi. Ama o ses, birkaç dakika sonra yerini evrenin en korkunç sessizliğine bırakacaktı. Anne, kızının odasına girip yatağın hiç bozulmadığını, pencerenin hafifçe aralık olduğunu ve Alya’nın o sabah okula gitmek için evden hiç çıkmadığını anladığı an, o sıcak yuva bir anda buz kesti. Bir annenin feryadı, mahallenin sokaklarında çaresizce yankılandı.O andan sonra zaman, Alya’nın ailesi için akmayı bıraktı. Kabus dolu, tam iki koca gün geçti. Kırk sekiz saat boyunca ne bir iz, ne bir görgü tanığı ne de telefondan gelen bir sinyal vardı. Alya sanki yer yarılmış da içine girmişti. İlk yirmi dört saatin sonunda ev; polisin, akrabaların ve sokaktaki meraklı komşuların uğrak yeri haline gelmişti. Telefon her çaldığında annesinin kalbi yerinden çıkacak gibi oluyor, babası ise oturma odasında çaresizce ellerini başının arasına alıp koridorda ileri geri yürüyordu. İkinci günün gecesinde, televizyonlardaki kayıp ilanları çoğalmış, sosyal medyada Alya'nın fotoğrafları binlerce kez paylaşılmıştı. Herkes dikkat çekici güzelliğiyle bilinen bu genç kızdan gelecek tek bir mucize haberi bekliyordu.Ancak üçüncü günün sabahında, o mucize yerini simsiyah bir gerçeğe bıraktı. Evin kilometrelerce uzağında, dalgaların dövdüğü ıssız sahil şeridinde bambaşka bir hareketlilik başladı. Deniz, iki gün boyunca derinlerinde sakladığı o sırrı sonunda kıyıya bırakmıştı. Dalgaların sesi o sabah her zamankinden daha ağır, daha suçlu geliyordu. Olay yeri inceleme ekiplerinin sarı emniyet şeritleri sert rüzgarda savrulurken, telsiz sesleri dalga uğultularına karışıyordu. Kıdemli dedektif, botlarının altındaki ıslak kumlara basarak cesede doğru ilerledi. İki gündür her yerde aranan o lise öğrencisi, okul üniformasının etekleri suyun içinde hafifçe dalgalanarak, sırtüstü uzanmış halde duruyordu. Yüzü solgundu; sanki derin bir uykudaymış gibi huzurlu ama bir o kadar da tekinsizdi. İki gün suda kalmasına rağmen, o kendine has, duru çehresi hala tanınacak durumdaydı.Şef..." dedi genç polis memuru yutkunarak. "Kimliği doğrulandı. İki gündür televizyonlarda dönen, ailesinin perişan halde aradığı o lise öğrencisi... Alya." Dedektif diz çöktü. Kızın cebinde dikkat çeken bir şey vardı: Şeffaf, su geçirmez kılıfın içine sıkıştırılmış bir cep telefonu. Deniz suyu telefonun gövdesine ulaşamamıştı. Cihaz, sahibinin son nefesine kadar sakladığı tüm sırları içinde barındıran dijital bir kara kutu gibi parlıyordu. Polis kılıfı açıp ekrana dokunduğunda, şarjı bitmek üzere olan telefon aydınlandı. Bildirim panelinde, daha önce hiçbir telefonda görmedikleri, uygulama mağazalarında bulunmayan gizemli, kapkara bir simge yanıp sönüyordu. Aynı günün akşamı, tüm ülkenin televizyon ekranları o sahille karardı. Ana haber bültenlerinin jenerikleri her zamankinden daha agresif çalıyor, flaş haber yazıları ekranın altında kırmızı puntolarla akıyordu. " Flaş Haber : İki Gündür Aranan Lise Ögrencisi Alya'nın Cansız Bedeni Deniz Kıyısında Bulundu! Stüdyodaki spiker, önündeki kağıtları titreyen elleriyle düzelterek konuşmaya başladı: " Sayın seyirciler, tam kırk sekiz saattir tüm Türkiye'nin tek yürek olup aradığı 17 yaşindaki lise öğrencisi Alyadan kahreden haber geldi. Genc kızın cansız bedeni , bu sabah saatlerinde sahile vurmuş şekilde bulundu. İki günlük arama kurtarma çalışmaları maalesef acı sonla bitti. Polis, olayın bir intihar mı yoksa cinayet mi olduğunu araştırırken, görgü tanıkları sahilde olağanüstü bir hareketlilik olduğunu profesyonel ekiplerce aktarıyor. Şimdi muhabirimize bağlanıyoruz..." Ekran ikiye bölündü. Bir yanda acılı annenin feryat ederken çekilmiş eski bir fotoğrafı, diğer yanda ise sahil kenarında kameraları engellemeye çalışan polislerin ve ne olduğunu anlamak için barikatları zorlayan meraklı gazetecilerin kaotik görüntüs…