KOD: ÇİYAGER II.
Yazar: Tufan Korkmaz

Karan telefonu eline aldığında son cümlesini kurdu. "Gökçe, ben seni arayacağım." "Tamam." Sadece birkaç cümlelik kapanıştan sonra Karan yola odaklandı. Kafasının içi buz gibiydi. Sessizleşmesinin hayra alamet olmadığını tüm ekip biliyordu. Ancak sonuçlarını kimse bilmiyordu. Belki de Karan'ı korkutan şey buydu: Kontrolden çıkmak. Aradan geçen on beş dakika sonrasında askeri havaalanına giriş sağlandı. Araçlar peş peşe girdiğinde, A-1 Apron'a doğru ilerliyorlardı. İleride Haldun başkanın arabası ve kendisi gözüktüğünde, Karan, Gökçe ve ekip üç aracı da sırayla park ettiler. İlk inen ekip oldu. İkinci olarak Karan ve son olarak da Gökçe indi. "Hoş geldiniz çocuklar." dedi Haldun başkan elini uzatırken. "Hoşbulduk başkanım." Karan, Haldun başkanın uzattığı eli sıkarak geriye doğru adımladı. Aynısını Gökçe de yaptığında Haldun tam karşılarında dikildi. "Çocuklar, bir çoğunuz elimde büyüdünüz sayılır. Hepinizin bu devlete sayısız katkısı olmuştur." Gözleri Karan'ı buldu. Ardından devam etti: "Her birimiz bu vatan bölünmesin, hür yaşasın diye gece gündüz demeden çalışıyoruz. Bazen yemek yiyecek vaktimiz olmuyor." Cebinden çıkardığı paketten bir sigara yakarak, ceketinin düğmelerini çözdü ve tek elini cebine koydu. "Her birinizi evladım gibi severim. Ama bugün sorunumuz bu değil. Sorun beş yüze varan vatan evladının geleceği." Sigarasından büyük bir duman çekti. "...Analarına, babalarına ne diyeceğiz. Onların canına zeval gelmesini engellememiz." "Her biriniz alanında uzman personellersiniz. Her biriniz devlet nazarında çok değerlisiniz. Tıpkı deşifre olmak üzere olan Teşkilat mensuplarımız gibi." "Devletimiz bunca senedir terörle mücadelede büyük yol katetti. Ancak bu hainler bugün silahla, bombayla üstümüze gelemeyeceğini anladıklarından mağaralarına sığınarak istihbaratımız için çok gizli bir harddisk'i küresel ölçekte ülkemize düşman örgüt liderlerine pazarlıyorlar." "Ben bugün biliyorum ki, siz canınızı verirsiniz de, bir kardeşinizi vermezsiniz. Şehit olabilirsiniz. Günlerce dağlarda dolaşabilir, bu hainlerin cesetleri üzerinde uyuyabilirsiniz. Aç kalabilirsiniz ama o harddisk'i bulmadan gelmeyeceksiniz." Karan söz için müsaade istediğinde, Haldun başkan kenara çekildi. "Elbette öyle başkanım. Şüpheniz dahi olmasın. O harddisk ait olduğu yere geri dönene kadar biz de dönmeyeceğiz." "Var ol Karan." dedi Haldun. Ardından Gökçe'ye ve tüm ekibe döndü. "Vatan size minnettar kalacak. Ama adınızı bin yıl da geçse, minnet okumak için ağzına alamayacak. Buna hazır mısınız?" Karan, Gökçe ve tüm ekip başlarıyla onayladıktan sonra Haldun başkan yeniden söz aldı. "Yolunuz açık olsun. Sizi orada emniyetinizden sorumlu olması, güvenliğinizi sağlaması ve operasyona kısmi destek sağlaması için Özel Kuvvetler'den bir tim bekliyor olacak." "Anlaşıldı başkanım." dedi Gökçe ve tekrar araçlarına binerek, konvoy halinde Gök Filo'ya doğru ilerlemeye başladılar. "Abi ne güzel konuştu Haldun başkan ya." dedi Yaman. Vito içerisinde bulunan tüm ekip başıyla onayladı. Esra başını şoför koltuğuna uzatarak: "Bu pürüzü ortadan kaldırana kadar bana uyku dahi yok bu konuşmadan sonra." dedi. Haktan da ona katılıyordu. "Siz her şeyi boşverin de, Karan amir sahada. Allah onun gazabından korusun." Kardelen ilk kez kıkırdayarak güldüğünde tüm gözler ona döndü. "Sen konuya dahil olur muydun ya?" dedi Yaman. Hepsi şaşkın görünüyordu. "Abartmayın, arada sırada kulak misafiri oluyorum." Hazar köşede kendi halinde oturuyordu. Son iki gündür olması gerekenden daha sessizdi. Eski asker olarak çatışmalara katıldığı bölgeye yeniden kıdemli istihbarat uzmanı olarak Teşkilat altında gelmek, ona garip hissettiriyordu. "Buraya ilk geldiğimde..." dedi ve ekledi: "TSK'ya bağlı bir Özel Kuvvet askeri olarak helikopter ile inmiştim." Esra'nın gözleri, Hazar'ın gölgelenen yüzüne odaklandı. Karartılmış loş ışıklar, onun da sert ifadesine derinlik katıyordu. "Özledin mi?" diyebildi sadece. "Kaç arkadaşımı şehit verdim. Sence?" dedi Hazar. Haktan direksiyonu daha sıkı kavradığında, yo…